Wednesday, April 30, 2008

hede hödö...

pijamanın paçaları biraz uzunsa ya da kısaysa sevimli oluyor. tam boyunuza göre olan pijamalara hayır.

- nerdeydin demet?
- yapılacak daha önemli işlerim vardı.

sevdiğim yaprak sarma için olmazsa olmazlar: taze yaprak, yoğun olarak taze nane ile taze soğan ve azıcık bulgur.

bazen tam tekmil post yazmaya üşeniyorum. yazıya uygun görsel bul. şarkı indir. fotoğraf çek, yükle... vs. vs.

dün eve gelirken arzu'yu gördüm. bu durum niye ilginç? çünkü üniversiteden çok yakın bir arkadaşım olan kendisi bizim karşı apartmanda oturuyor :) ama biz birbirimizi görmekte zorlanıyoruz. aynı anda akşam için bize gelen bella da bize rastlayınca komik oldu. bella'nın yorumu: "sevinç'in önü gibi oldu burası"

madem akşamdan açıldı. bella dışında moris ve özgür'de bizdeydi. pek güzel yemek yedik. gecenin neredeyse en ortak aktivitesiydi bizim için...

Tuesday, April 29, 2008

oldum, oldum...

kısmi olarak ermiş olabilir miyim?

"başkaydım bambaşka oldum, n´oldum n´oldum,
biraz kımıldadım duruldum,
n´oldum n´oldum,
bir şey büyüyorsa ölmez oldum,

içimden yanıyorsa sönmez oldum,

kalbim vuruyorsa
, durmam oldum durmam oldum,
başım dönüyorsa,
dönsün oldum dönsün oldum,
bir şey gidiyorsa dönmez oldum,

içimden geliyorsa gitmez oldum"

nil k.

dolambaçlı şarkı

tak tiki tak tiki tak
gelirsin diye bekledim geciktin galiba ekildim
10 dk mısır yedim
kola içtim
2. yarıya geçtim
bekledim ama sonra kendime alıştım
kırıldım ama o tarafı duvara yasladım
bir erken matineydim romantik komediydim
10 dk mısır yedim
bişey içtim
2. yarıya geçtim
film güzel ama ben alt yazıya takıldım
kırıldım ama o tarafı duvara yasladım
sen beni bir dinlesen ne konu olurum
sen beni bir izlesen ne film olurum
seyretsen beni
anlatsan beni
gelirsin diye bekledim geciktin galiba ekildim
10 dk mısır yedim
soda içtim
2. yarıya geçtim
bekledim ama sonra kendime alıştım
kırıldım ama o tarafı duvar yasladım
bu film sensiz anladım
son karede ağladım
yazıları akıttım
ışıkları yaktım
girdiğim kapıdan çıktım
kırıldım ama o tarafı duvara yasladım
ağladım ama bir mutlu sona bağladım

nil k.

umut var

çünkü hala kendimi şaşırtabildiğimi farkettim.

tanrı olmaya soyunmak

"uyandığında oda karanlıktı. quinn aradan ne kadar zaman geçtiğini bilemedi, o günün gecesi miydi yoksa bir sonraki günün gecesi mi? hatta gece bile olmayabilir diye düşündü. belki de yalnızca odanın içi karanlıktı, dışarıda, pencerenin dışında da güneş parlıyordu. ayağa kalkıp durumu görmek için pencerenin önüne gitmeyi düşündü ama sonra önemi olmadığına karar verdi. şimdi gece değilse, diye düşündü, daha sonra gece olacak nasılsa. bu kesindi, pencereden dışarı baksa da bakmasa da yanıt aynı olacaktı. öte yandan burada, new york'ta geceyse, bir başka yerde kesinlikle güneş parlıyordu. Çin'de örneğin, kuşkusuz öğle sonrasıydı, pirinç işçileri alınlarındaki teri siliyorlardı. gece ve gündüz göreceli deyimlerdi, mutlak bir duruma işaret etmiyorlardı. herhangi bir anda, her ikisi de mevcuttu. bunu bilemememizin tek nedeni, aynı anda iki yerde birden bulunamamamızdı."

p. auster / cam kent

Monday, April 28, 2008

soru işareti

niye dünyanın en bulunmaz renklerdeki en güzel çiçekleri anneanemin bahçesinde yetişiyor? neden "izmir'in denizi kız, kızı deniz; sokakları hem kız hem deniz kokarken", bu defa tüm karşıyaka sokakları anlamadığım bir koku ile bezeli? bahar gibi, portakal çiçeği gibi, bilemediğim binlerce koku gibi. niye yağmur, orada istediğim gibi yağıyor? neden gecenin bir yarısı sokakta telefon ile konuşurken; uğraşsam denk getiremeyeceğim, şimdi kaptan olan çocukluk arkadaşımla karşılaşıyorum? niye hala gecenin kritiklerinden başlayıp konuşmanın sonunda dünya düzenine, sistemi sorgulamaya kadar geliyoruz?

Friday, April 18, 2008

hangisi?

ne hızlı bir hayat bu! koş koş koş yoruldum biraz. pek bereketli iki haftayı geride bırakıyorum. yoruldum mu evet yoruldum, çok da uykusuz kaldım ama pek bir keyif aldım. gerçi dün gece yarımda eve döndükten sonra bu kadar uykusuzluğu dikkate alıp yatıp uyumam gerekirdi. ama ben oturup blade:trinity'yi izledim. olsun ona da değer. iyi bir yıl, iyi bir dönüm noktası... bazı insanlar hayatı kolaylaştırmak için buradalar bazıları ise zorlaştırmak için.

Saturday, April 12, 2008

güzel'e saygı duruşu

senin sesin.
düşüncenin akımı.
değişik kimseler, değişik yerler. sıkılmışım çok eskiden, şimdi güzel.

ulaş askere gidiyor. çarşamba gecesi hep birlikte şimdi'deydik. hatta tanımadıklarımla birlikte.
seviyorum orayı çok.

ali, ulaş için taaa izmir'den geldi.

herkesi bir arada görmek güzel.


çekim yorucuydu.
sanırım bünyem sarsıldı :p
ama sette olmak hep güzel.

yorgunluk da neymiş?

"kalk demet" dedim kendime dün gece.
olmadık yerlere gittim.
beklenmedik gelişmeler güzel.


özgür artık istanbul'da.
bu demektir ki yeniden karmaşa.
yeniden keyif alınası bir sürü şey.
keşfetmenin ruhu.
farklı filmler, farklı müzikler, farklı deneyimler.
lisedeki hayallerin tezahürleri.
istanbul da bunun için oldukça malzeme veren bir şehir.
liseden beri yaptığımız ilginç şeyleri yeniden yapmak güzel.

Tuesday, April 08, 2008

Sunday, April 06, 2008

Saturday, April 05, 2008

türkçe sözlü hafif batı müziği

"belki güneş bir gün bizim için doğar, belki korkuları hayallerimiz boğar, o masal günü gelinceye kadar; susuyorum, susadıkça yüzün düşer aklıma, korkar oldum düşlemekten, adını anarım çoğalır sesim, konuşmaktan düşünmekten özlemekten, kimse kimsenin her şeyi olamaz-mış, di’li geçmişten tek yaramsın sen, sensiz kimse mi kimsesiz miyim bilmem, hiç bilmek istemem; hatta düşünemem, gel bak bir elimde gökyüzü var hala, ötekinde kayıp giden yıldızlar la la, korkular da benim umutlar da, beni bırakma"

f.d.

Tuesday, April 01, 2008

güldüm

"hepimiz üşüyoruz, hanımcığım" dedi dul bayan, derin derin göğüs geçirerek. "duvarlar terliyor" dedi garip kasvetli bir hoşnutlukla ve gerçekten de meşe duvar kaplamalarına dokunduğunda parmaklarının izi çıkıyordu. sarmaşıklar öyle büyümüşlerdi ki pencerelerin çoğu kapanmıştı. mutfak öyle karanlıktı ki çaydanlıkla süzgeci zor ayırt ediyorlardı. zavallı bir kara kedi kömür niyetine ateşe atılmıştı. aylardan ağustos olduğu halde hizmetçilerin çoğu şimdiden üç dört kat kırmızı pazen etek giyiyordu."

v.woolf / orlando