Wednesday, December 30, 2009

miami rhapsody

yeniler

ajans gittikçe enteresan bir yer olmaya başladı. bir sürü yeni insan tanıyorum. galiba ben eskiyorum.

kızdım

bazen, bazı şeylere çok kızıyorum. o kadar basit şeylerki buna mı kızıyorsun diyebilirsiniz. ama evet basit minik düşüncesizliklere kızıyorum.

yosun

kara yosunlarını seviyorum. yeşil, kadifemsi ve beklenmedik oldukları için...

bite it

eti cin'in bir reklamı var. hani şu kek olduğu ve dayanamayıp kendini ısıracağı reklam. işte ben o kendini ısırma fikrine bayıldım. çok eğlendim.

Tuesday, December 29, 2009

lost my head

en demet

ajansın yılbaşı partisinde en iştahlı ve en duygusal seçildim. aslında en pisboğaz ve en sulugöz yazacaklarmış madalyaya ama ayıp olmasın diye böyle yazmışlar :) keşke ajansa girdiğimden beri ajansta tanıdığım tüm insanların bir arada olduğu bir parti olabilseydi.

moi meme* (fr)

ben kendim

* edit by sarper
"moi-même"

Monday, December 28, 2009

acıktım galiba

gofredo yedim, şiddetle tavsiye ederim. valla buket'in markası diye demiyorum.

kikiki

ben hala -ki ekini ve bağlacını ayırt edemiyorum :(

kuzeyden gelen konuklar

yaklaşık üç haftadır ofise metro ile geliyorum. köprü ayaklarının sağlamlaşması için sabahları mecidiyeköy trafiği durmuş oluyor çünkü. iyi idare ettiğimi düşünüyorum. yakında ofis levent'e taşındığında daha da kolay olacak. üç durak sonra evimde olacağım :)
bu sabah metrodan çıkıp dedeman'ın önüne geldiğimde otelden ayrılan bir müzik grubu (sanıyorum kuzey ülkelerinden gelen, sarışın ve narin yapılı çocuklardan oluşan bir grup) yarı uykulu bir şekilde valizlerini otobüse yüklüyorlardı. tüm yolu tıkamışlardı ve bunun farkında değillerdi. geçmek istediğimi hissettiklerinde, özür dileyip kızarıp gülümseyip yolu benim için açtılar ve günüme güzel başlamamı sağladılar. ben de zaten bugün pek asi giyinmiş bir günümdeyim. sanırım beni kendilerine yakın hissettiler.
bu akşam ajansın yılbaşı partisi var. ayrıca direktörüm üç haftadan sonra aramıza döndü :) özellikle son hafta oldukça yorucu ve gerilimliydi benim için. şimdi daha iyi hissediyorum. benim için gerçekten bulunmaz deneyimler edinmiş oldum.
bu seneki kış
rengimi gri ilan ediyorum.
ice age 3'ü izledim ama altyazılı. tabi bu iyi bir şey değil. çünkü bence ice age'i ice age yapan ilk filmdeki seslendirmelerdi :)

yola devam :)


Tuesday, December 22, 2009

çatı

downtown girl

downtown - şehrin merkezi
downtown - çarşının bulunduğu taraf
downtown - aşağı

ben şanslı bir kızım

gerçekten :)
bunun için tek birine minnettarım.
bana bunu hissetiren tüm insanlara da...
zaten onlar da o tek birinin parçaları sanırım.

Monday, December 21, 2009

meraklar içerisindeyim

sakız falım'da çıkanlar

1743

maaşı yüksek işi güzel
arabası 2003 model
insanlığına diyecek yok
fiziği ise mükemmel

ha ha ha...

00.45 gmall avatar

3D olayını sevdim. başta biraz odaklanma sorunu yaşadım. bir de 3D denilince bana, etrafımda 360 derece olaylar dönecek zannediyordum. meğerse teknoloji o kadar ilerlememiş. ilerlediyse de o nokta daha sinemalarda uygulanmıyor, bunu keşfettim.
ön sıramızda dangalak bir ekip vardı. hani şu amerikan idiotları olur ya işte onlardan. hala böyle tiplerin olmasına şaştık kaldık.
filme gelince klasik iyi-kötü savaşı ama bu sefer kötü taraf insanlar. film genel olarak mutlu sonla bitse de ben bir kere daha anladığım ama anlamlandırmak istemediğim insanoğlu davranışları nedeniyle kendimi kötü hissettim. prodüksiyon için bir şey söylemek
zaten benim haddime düşmez.
pazar, arda ve efe ile önce balkon'da sonra tavanarası'ndaydık. değişik bir şey insanın kardeşi ile içip muhabbet etmesi. hoşuma gitti çok.

Saturday, December 19, 2009

Friday, December 18, 2009

carlos gardel por una cabeza

dün akşam tnt'de "kadın kokusu" vardı. tekrar izledim. iyi hissettim. al pacino ile ben dans etmek istedim.

pofff...

haber alamamak ne kötü. ne olduğunu bilememek.
tahmin ettiğin şeyler olur. ama sen yine de bilemezsin.

e şimdi ne oldu?

ben anlamadım... öyle sarhoş olsam kiii... bir daha ayılmasaaam...

anlamadım?

bir insan yaşamı boyunca kaç kez bilemedim der?

aklıma geldi

kargo'nun arabic fahişe diye bir şarkısı vardı. bulun, dinleyin, uğraştırmayın bu seferlik ;)

bir gün yolda

kendi kendime gülerken başıma bir şey gelecek diye korkuyorum... bu sabah yeni külotlu çorabımın nasıl göründüğünü düşünürken aklıma lisede giydiğim çoraplar geldi. sonra inci geldi. lisedeki sıra arkadaşım. sonra derste sıraya yapışıp deliler gibi gülmelerimiz geldi. kasıklarımıza ağrı girene kadar gülerdik. ama neye gülerdik? hala inci ile birlikteyken gülüyorum. o gerçekten süper kadınlardan...

fotoğraf

eşittir leke

fb

akşamüzeri ajansın bir işi için fenerbahçe şükrü saraçoğlu stadına gittim. bir kokteyle katıldım. babam ve arda fanatik fenerlidirler. ben takım tutmam. küçükken babam fenerli olduğu için fenerli, annem galatasaraylı olduğu için galatasaray'ı tutardım. sonra geçti gitti. ama farkettimki o fener dünyası bir yerlerde içime işlemiş. eski kadroları say deseler, birkaç eksik ile sayarım. çok garip bir histi. eski ve yeni futbolcular, daum, aziz yıldırım falan... insan havaya giriyor :) alex ile fotoğraf bile çektirdim. yoksa içimde bir fenerli varmış da benim haberim mi yokmuş... sanırım marşları, coşkuyu ve kalabalığın verdiği o hissi seviyorum. latin amerika ülkeleri bu anlamda bana uygun yerler galiba. ama ben yine de kaf kaf çekmeyi tercih ederim.

mola

2010 falım bile öyle dedi. kendimi iyi hissettiğim yoğun bir cuma oldu. öğlen toplantı odasından boğazı, köprüyü, gri gökyüzünü, hızla boğazı geçen kara bulutları izledim. tekrar açık ofiste olmak iyi geldi bana. asıl yeni yılda yeni yerimiz bakalım nasıl olacak :) eee ne demişler? tedbil-i mekanda ferahlık vardır.

Thursday, December 17, 2009

kış kış kış

ben kışı seviyor-muşum da haberim yokmuş :)

iyisin, hoşsun...

ama çok konuşuyorsun...

Tuesday, December 15, 2009

inanılır gibi değil

şu anda bu postu göçmüş bilgisayarımda yazıyorum. ekranım çöktü. bigisayar çalışıyor ama ben ekrandaki hiçbir şeyi göremiyorum. masa lambamı ekrana tuttuğumda karanlık ekranda sadece açık olan gölgeleri görebiliyorum. yani gözüm kapalı bilgisayar kullanabiliyormuşum bunu anladım. bilgisayarda tek bir data olmadığı için bloga güzel eklemeler de yapamıyorum. halim içler acısı.

içimin sıcak olduğu çok soğuk bir haftasonuydu. geçen cuma işten eve geldiğimde saat 22.30'du. hemen uyumuşum. cumartesi kendimizi melda ile alışverişe verdik. istatiksel herhangi bir veri sunmayacağım size buradan, çünkü bu durum da içler acısıydı. ama çok eğlendik her zamanki gibi. özellikle melo, yerinde tespitlerimi çok beğendi :)

pazar da var aslında ama bu postu kaydedip yarın ajanstan devam edeceğim. tabi boş bir zamanım olursa...

evdeyim. melda dışarıda. postu tamamlamak için onun bilgisayarını kullanıyorum. iki haftadır iş o kadar yoğunki bırak post yazmayı, şahsi maillerime bile zor bakıyorum.

pazar diyordum. kırmızı pijamalarım ve dağınık saçlarım (zaten ne zaman derli toplular ki) ile fırına gittim. bunu yapmayı çocukluğumdan beri severim. hava uzun zaman sonra ilk kez bu kadar soğuktu. başka ne oldu pazar bilemiyorum ama çok keyifle anımsıyorum tüm günü. buket ile buluştuk akşam üzeri. bıdı bıdı konuşup osmanbey'den taksim'e yürüdük. yeni cicilerimi giydim.

bir sürü minik detay var yolda yürürken aklıma gelen sabahları. unutmayayım yazayım diyorum. sonra gidiyor. buna bir halçaresi gerek. bana gelince bir uçarılık hali var üzerimde. bıraksalar uçup gideceğim. hayırdır inşallah...

Saturday, December 12, 2009

aerosmith and i don't wanna miss a thing



i could stay awake just to hear you breathing
watch you smile while you are sleeping
far away and dreaming
i could spend my life in this sweet surrender
i could stay lost in this moment forever
well, every moment spent with you
is a moment i treasure
i don't wanna close my eyes
i don't wanna fall asleep
'cause i'd miss you, babe
and i don't wanna miss a thing
'cause even when i dream of you
the sweetest dream will never do
i'd still miss you, babe
and i don't wanna miss a thing
lying close to you
feeling your heart beating
and i'm wondering what you're dreaming
wondering if it's me you're seeing
then i kiss your eyes and thank god we're together
and i just wanna stay with you
in this moment forever, forever and ever
i don't wanna miss one smile
i don't wanna miss one kiss
well, i just wanna be with you
right here with you, just like this
i just wanna hold you close
feel your heart so close to mine
and stay here in this moment
for all the rest of time

döngü

hani hep derim ya her sonbahar yeni bir başlangıçtır. şimdi bir daha düşündüm de o başlangıçtan sonra olaylar ilerliyor ve her kış benim için beklemediğim sürprizleri getiriyor. kışı özlemişim. çok üzüldüğüm, çok mutlu olduğum kışlar hatırlıyorum. bu yıl aralık tam beklediğim gibi. büyüdüğümü hissettirdi bana. ben bile inanmıyorum verdiğim tepkilere ve düşüncelerime. perşembe akşamı bella ile yemek yedik. ben kendimi çok iyi hissettim. her şey sıra ile olmuş şimdiye kadar. lisedeki şapşikliğim, üniversitedeki uçarılığım, istanbuldaki ilk delilik zamanlarım ve çılgınlar gibi eğlenmem, ajans ile birlikte daha cool ve makul takılmam... sanki şimdi yeni bir dönem başlıyor. ön olgunluk dönemi gibi. bu aşamada aralık ayının gelişi ve ajansta olan olumlu gelişmeler, değişiklikler beni heyecanlandırıyor. daha kendi içime döndüğüm bir dönem başlıyor. hissediyorum. besleneceğim, aynı şeyleri yaşarken bambaşka şekilde etkileneceğim bir dönem sanki...

yeni radyo

gevende sayesinde öğrendim :) sürekli dinliyorum... 

radio grenouille 888

perşembe kaçağı

dedim ya oldukça zorlu geçen ve yoğun bir haftaydı. özgür ve sezgin beni hayal kahvesi'nde gevende dinlemeye götürdüler. uzun zaman olmuş onları dinlemeyeli. müzikleri büyümüş, genişlemiş. dünya müziği olmuş. zamansız ve mekansız bir his verdiler bana. bu kısa mola iyi geldi ruhuma.

mini not: her zaman canlı müziği, küçük bar vb ortamlarda dinlemeyi sevmişimdir. o zaman müzik yapan ile daha kolay iletişim kurulabiliyor.  

Wednesday, December 09, 2009

zor bir hafta...

bir sürü şey oldu...

Sunday, December 06, 2009

yaşam

bazen hayat yolunu değiştirir, seni bambaşka yerlere sürükler. okuduğun onca kitap, izlediğin onca filmden sadece sana kattıkları geriye kalır. yaşamından çıkar gider ve seni özgür bırakırlar. eğer tekamülünü tamamladıysan uçarı bir hisse kapılır, bu durumun tadını çıkarırsın. yaşam seni yormaz. her şeyi ustaca bir bilgelik ile karşılarsın. ama yolun sonunda değilsen ne yapacağını bilemez yaşamı daha da zorlaştırırsın. oysa yapman gereken tek şey kendini akışa bırakmaktır.

yaşam üçgenim... balkonum

her neredeysen...

gri ve uykulu bir pazar günü. dün gece eve dönerken takside çalan şarkı. tekrar tekrar dinliyorum.

Wednesday, December 02, 2009

tango cancion gotan project

nereden buldum bilmiyorum...

converse

300 yıldır converseler'imi giymiyormuşum, özlemişim...

yeniden rüzgar

uzun zaman sonra ajansa giderken indiğim yokuşta rüzgarı yakaladım. çok huzurlu bir sonbahar. çok sevdiğim gibi. yağmur da yağsın ama...

Tuesday, December 01, 2009

detay

bazen anlamsızca şiddet görüntüleri izlemeyi seviyorum. sadece görmeyi. aklımdan bambaşka düşünceler akarken, sessizlikte ya da o görüntülerden bağımsız bir müziğin eşliğinde öylesine ekrana bakmayı. izmir'e giderken uzun zaman sonra ilk kez gündüz yolculuğu yaptım. düşünecek onca şey varken, bir seri bölük pörçük star wars izledim. anakin ve padme'nin ölümcül aşklarını.