yaşasın tembel ötesi pazar ve müzik

- melo ile sinema gecesi
- sedefin ve berivan ile yemek
- kısa bir doğumgünü kutlaması
- buket ve senay ile ghetto'da bibi tanga ve ayhan sicimoğlu
- sıcacık ekmek ile keyifli kahvaltı
- bir elimde gazete diğer elimde kumanda
- melo ile yapılan elmalı tarçınlı kek
- bilumum kültür sanat yüklemesi
- didos yarın dönüyor...

artı parantez: pazar sabahları niye müziğe bu kadar düşkün olduğumu çözdüm galiba. eskiden pazar konserleri olurdu trt'de. işte o yüzden... pazar konseri ararken bakın ne buldum.

Friday, January 29, 2010

jason bourne

ben aslında matt damon'ı sevmezdim ama klişe bir ajan filmi olsa da bourne serisi sayesinde kanım kaynadı kendisine. ayrıca filmin bitiş müziğini de sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.

takıntı

aksesuar olarak bazen sadece tek bir şeye takılıp bir sürü versiyonundan edinebiliyorum.

oh be sonunda...


: ) kısıtlayıcı kardan kurtuldum yaşasın yağmurun özgür ruhu...

Thursday, January 28, 2010

ııııımmm...

fransa'ya gidersem pasaport kontrolünde sadece bir fincan çay isteyebilirim :D

bir bu eksikti yani

"weheartit"
aşk, kalpler, çiçek böcek dolu yine profilim...
buraya sadece 4 karelik bir kuple koyabildim :)
bu arada "kuple" böyle mi yazılıyor?

formspring me

phuket kızımız internet camiasında yeniliklere yelken açtıkça biz de bu çalışmalarından nasibimizi alıyoruz. şimdi de sıra bana soru sormaya geldi.

bu işi hiç yapmasaydım ... olurdum. aslında en büyük hayalim ... olmaktı. noktaları dolduracak bir şeyin var mı? by buketarca

bu işi hiç yapmasaydım muhtemelen şimdiki işime benzer yine iletişim ile ilgili bir iş yapardım. en büyük hayalim değil ama daha renkli ve özgür saatleri olan bir çalışma ortamına sahip olmak isterdim. galiba ben şu an sevdiğim bir şeyler yapıyorum. ama çılgınca bir şeyler istersen hazine avcısı (indiana jones) veya hollywood starı (julia roberts) olmak isterdim :)

Wednesday, January 27, 2010

uzaya bir iki...

bazen öyle bir an geliyor ki hiç kimseyi göresim gelmiyor. yabanileşiyorum.

bubble & pebble

ne zaman bubble sözcüğünü duysam aklıma pebble sözcüğü gelir...

wordle

unutmuştum, google'a "tag cloud build your website" sözcüklerini yazınca çat diye buldum. ilk denemeyi aralık ayı metinleri (aşağıda) için yaptım. ikincisini ise sadece blogun url'sini (yukarıda) kullanarak hazırladım. bir sürü seçenek var. fontlar, renkler, vs... seviyorum grafiksel oyuncakları...

Monday, January 25, 2010

nereden başlasam haftasonu

1.didos ile buluştum. çok heyecanlıyım.
2.melo, "ilk" şarap kadehimizi kırdı.

3.yaşasın kar ve kara uygun en komik kıyafetler...

4.çantasız özgürlük.

5.cete uzun zaman sonra bahadır'ın doğumgünü vesilesiyle full kadro birlikteydi :)

6."up in the air" söylenişi güzel. "love is in the air"i çağrıştırması değil. george clooney'in hastasıyım. filmi bayıla bayıla izledim ama george clooney olduğu için değil, filmin kendisini de beğendiğim için. film başlarken çalan şarkıya bittim. bütün bu beğenime rağmen filmde beni rahatsız eden bir şey vardı. oturup konuşmamız lazım.
7.hep çocuk kalıp nasıl büyüyorum anlamıyorum. filmi izlerken büyüdüğüme dair ipuçları yakaladım.
8.dün akşam fırında somon yaptık. pek güzel oldu. tavsiye ediyorum.
9.ruhsuz bir pazartesiydi. sonra bahçeye çıkıp kardan adam yaptık. hakkı bey kardan adamımıza revizyon verdi. deli gibi kartopu oynadık. en sonunda ıslak ıslak içeri girdik.
10.son olarak;
bir beyefendiye gülmek bu kadar mı yakışır? hangi beyefendi olacak, george clooney tabi ki...

Wednesday, January 20, 2010

alacakaranlık

nedir bu çılgınlık diyordum. dün gece bir nebze de olsa anladım. yapmam gereken onca iş varken erteledim, gecenin yarısı denk geldiğim filmi izledim. beğendim. tam olarak bende de diğer kadınlarda yaptığı etkiyi yaptı. erkeklerde kadınlar kadar etkili olacağından emin değilim. teknik olarak çok sıradan bir durum ve anlatıldığında bir şey ifade etmiyor. ama bilemiyorum. bu kadar etkili olmasını anlamıyorum. temel nokta güç olabilir mi? en azından benim için?

dön bak dünyaya

zor dostlar ediniyorum. farkında olmadan. iyi götürdüğümü düşünüyorum. kopmuş gibi görünenler sadece belli bir noktada donup kalanlar. çünkü hep orada ve benimle birlikteler.

kimseyle paylaşmam

minicik yeni dövüşçü deri ceketimi

öpücüks

aslında bu blogta düğün fotoları var ama ben sizin için içlerinden öpücük fotoları seçtim :)

benzetme

cumhurbaşkanı değil ama yılmaz özdil'in george clooney'e benzediği bir gerçek benim için.

fransızca öğreniyorum

je voudrais une tasse de thé
jö vudre ün tas dö te
ben istiyorum bir fincan çay
bir fincan çay istiyorum

telaffuzumu bir duysanız, bayılırsınız :) çok buğulu...

Monday, January 11, 2010

gri haftasonu

teaser: bir insan saçlarını kestirmek için öğleden sonra 16.00'da evden çıkıp sabaha karşı 04.00'te eve döner mi?melda ile evden saçları kırtlatmak için çıktık. makas'ta zaman nasıl geçmiş anlamadık. vitrinlere baktık, ürün değiştirdik, yemek yedik. elmadağ'a hard-disc ve mouse almaya gittik. bilmeden, ucu ucuna, mağaza tam kapanmak üzereyken alacaklarımızı aldık. az kalsın farkında olmadan ortada kalacaktık. saat tam 20.00'de bir mesaj geldi. "hay allah mahalle kuaförüne diye hazırlanmadan çıkmıştık ama yine de bir uğrayalım o zaman pano'ya" dedik. oradan küba bar'a geçtik. çok dansettik. ömer'i gördük. eve döndük.

sabah bal-kaymaklı nefis bir kahvaltı ettik. gazetelere gömülüp tembellik yaptım. akşam üzeri ester'e uğradım. 

astroloji

astrolojiye bu kadar ilgim varken hala bana bu konuda bir hediye alınmamasına şaşırıyorum. ama sanırım bu konu ile ilgili hediye seçebilmek için bu konularda biraz bilgili olmak gerekiyor.

neonik oje

soğuk bir kış gecesi. herkese uzak hissettiğim, uyumak istemediğim bir gece. bir süredir parlak renklerde, neonik ojeler sürüyorum. küçük değişimler hayatı farklı algılamamı sağlıyor. daha da fazla radyo dinliyorum. hala nerede olduğunu bilmiyorum. bir gün karşılaşıp karşılaşmayacağımızı da. öyle anlar geliyor ki insanlara şaşıp kalıyorum ya da duruyorum, bakıyorum ve sadece anlıyorum. insanları dinledikçe ne kadar yolun başında ve bir o kadar da yetkin olduğumu hissediyorum.
şu an tırnaklarım tam olarak yukarıdaki renkte...

Monday, January 04, 2010

soul kitchen

başlık budur çünkü fonetiğini sevdim. bir de görsel dünyasını...az önce kar yağmaya başladı. kalıcı olmayacağını biliyorum ama gece ışık ile birlikte izlemesi keyifli. bugün en sevdiğim yalnız sinema günüydü. soul kitchen'ı izledim. duvara karşı'dan sonra yaşamın kıyısında bir adım öteye geçememişti benim için. soul kitchen ise başka bir yerde. i'm juli ile kısa ve acısız arasında, birleşiminde bir yerler demek istediğim. keyifli zaman geçirmek ve gülmek için izleyin.
sakin ve huzurlu bir yılbaşı geçirdim. yemek için esterlerdeydim. emre uğradı. 2000'e emreler'de girmiştik evrim ve özgür ile :) 10 yıl sonra kadehleri eskisi gibi tokuşturup sohbet etmek güzeldi. 


sabah zülfikar'a gittik. uzun zamandır börek yememiştim orada. hava çok güzeldi. hisar'dan bebek'e indik. klasik olarak yürüyüş, waffle, kahve ve bebek parkı ile gün sonlandı.
cumartesi süper tembeldim :) oysho'da indirim vardı. tabiki deli gibi alışveriş yaptım. akşamına melo'nun iş yerindeki başarılarını kutlamak üzere pano'ya gittik. arda da geldi. bak kerataya büyürmüş de ablası ile içmeye gelirmiş. bu hafta kendisinin öğrencilik tarihindeki ilk finalleri var.


bu postu dün gece yatmadan önce yazdım.