ozdemir asaf

yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
denizlere açıldı içimizden biri

niçin gittiğini söylemeden

doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri
yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden

bulacak sanıyordu yenilikleri

her an bir yeni su vardı, her yeni suda bir yeni an
deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
yaşananla düşünülenler arasındaki farkı
bitmiyordu köpüklerle renkler
bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan
gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun
dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek
yeni manzaralarla gelen yeni duygular
hani, eski kelimelerle olmasa
insanın ömrünce devam edecek
gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun
anladı, ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
yeni rüzgarlarla esen yeni korkulara
yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini
anladı, bütün olmuşlarla olanların
ve bütün olacakların
o kelimelerin içinde
kendisine varmadan eskidiğini

kim kime? dum duma?

portakalı soydum
başucuma koydum
ben bir yalan uydurdum
duma duma dum

bugun

bugun resmine dokundum ben
optum yine yine
zaman agir ol henuz erken
demek icin gule gule
sesini ozledim
ozledim cok
haberim yok
durmuş dunya niye
seninle birlikte kaybolanlari
ariyorum baska seylerde
ask sarkisi degil bu
geldi icimden
gulumse bir kez benim icin eger duyuyorsan
nehrim ol gel ak yine
kelebek ol gel uc yine
cicegim ol gel ac yine
ruzgar ol

Monday, July 11, 2011

nasıl bir dondurmayım?

arasıra bazı testler yapıyorum. şu garip sorulu olanlardan. bugün başlıktaki konuyu seçtim.

sonuç: "sürprizli" çıktı. açıklaması şöyle: "siz çikolatalı dondurmadan bile betersiniz. içinizden ne zaman hangi lezzetin taşacağı belli değil. hiç olmadık meselelerden saadet, kahkahalarla gülünebilecek anlardan hüzün çıkartabilen bir kişiliğe sahipsiniz. sürpriz kelimesi sizi anlatmaya yetmiyor aslında. şimdilik verili dünyanın kelimeleriyle yetiniyorsunuz o kadar. hissetmeyi biliyor, bildiklerinizi kimseden saklamıyorsunuz."

tepki: hiç şaşırmadım.

zalan da pond

bu bir cesit hastalik ve bende var. aciklamasi su: haftasonunun gelmesini o kadar cok bekliyorum ve onu gozumde buyutuyorum ki sonra haftasonu geldiginde yaptiklarimin yetersiz kaldigini, daha fazla ve daha guzel seyler yapmam gerektigini dusunuyorum.

Saturday, July 09, 2011

a weekend in june

prensesler gibi gecirilen bir haftasonu. dev yatakta projeksiyon ile film keyfi. taze meyve. uzaktan gelen sehrin sesleri. perdelerdeki haziran esintisi. ve ogleden sonra gunesinin en hafif hali...