pazartesi - mavi
salı - sarı
çarşamba - kırmızı
perşembe - yeşil
cuma - gökkuşağı
cumartesi - turuncu
pazar - mor
pazartesi - mavi
salı - sarı
çarşamba - kırmızı
perşembe - yeşil
cuma - gökkuşağı
cumartesi - turuncu
pazar - mor
ruhu çok dolu insanlar, başka hayatların nasıl olduğunu merak eden, o hayatları içinde hisseden, empatisi yüksek insanlar daha üretken oluyor sanki. o hayatların içinde olmak, onların dertlerini çözümlemek (sadece çözüm bulmak değil) konusunda bir dertleri oluyor. tabi böyle olan tüm insanlar sanatçı olamıyor ama bence gerçek sanatçılar bu şekilde kendilerini dışa vuruyorlar.
aslında şimdi düşünüyorum da çok sevdiğim bir roman vardı. "bir genç kız yetişiyor" işte kahraman francie nolan'ın yaptığı da bir şekilde bunun bir versiyonuydu. kendinden utandığında ya da acı gerçekler onu zorladığında bunu hafifletmek için yalan söylemek yerine bir hikaye yazması.
bu postun konusu değil ama "yaşasın sonbahar" istanbul'da bir başka güzel ve ışığın en yumuşak hali artık şehirde :) dans eden kız emojisi ve kalp kalp kalp :) ama kulağımda da ajda'dan "yakar geçerim" ne alaka gibi duruyor ama enerji doluyum. her sonbahar olduğu gibi :D
bir dönem kapandı. hamit'i kaybettik. kalbim kırık.
çok mutsuz hissediyorum, solisti irfan'ın ruhu her şarkıda ama en çok da bunda:
***
beni mahvet, kısasa kısas
intikamın al yarana bas
"sulu bir şaka bu hayat
var olan katlanmak zorunda"
at istersen her şeyi
hıncını al yarana bas
"bu hayat böyle bir oyun
var olan dayanmak zorunda"
neden sonra hep sonra
Sonra sonra anlarsın
"Bugün yok ki yarın olsun
Düşünme kaybolursun"
Varsın olsun sen yine
Bildiğin gibi oyna
Bugün yok ki yarın olsun
Düşünme kaybolursun
Düşünme kaybolursun
Düşünme kaybolursun
böyle de şarkı yapılmaz ki :(
hatalarınla, pişmanlıklarınla gel
düzeltiriz hepsini birer birer
kızgınlıklarınla, kırgınlıklarınla gel
altından kalkarız beraber
yalnız değil, yenik değil
çaresiz hiç değilsin
suç ortağım, dizinin dibindeyim
hayat sana insafsızca
ne kadar tuzak kursa da
yosun gözlerine fedaiyim
yüzün gülene kadar
emrindeyim
utançlarınla, en gizlilerinle gel
hallederiz hepsini, geçer gider
savaşlarınla, haksızlarınla gel
doğru yolu buluruz, buluştururuz yeniden
zarar değil, ziyan değil
hepsi de kor, zor anı
insanız, var elbet hata payı
n'olmuş yani? Olmuş bitmiş
zaten bu dünya fani
yasla başını göğsüme
cennet baki
çalışıyorum.
arkada levent yüksel'den yas çaldı.
ne özel, ve belirgin bir ses diye düşünürken kaybettiğim insanların seslerini hep hatırlayacak mıyım diye düşündüm.
tabi şarkının duygusu ve yağmurlu melankolik havanın sayesinde arada gözyaşları otomatik olarak geldi.
sonra dedim ki ses. ne kadar özel bir şey, bir canlının sesi. onu o yapan en önemli özelliklerinden biri.
yaşamayı seviyorum...
son not: aklıma birden bir afiş görüntüsü geldi. salih bademci - sesler
demek ki bu oyunu izlemeliyim.
şarkıları, notaları, melodileri, müziği çok seviyorum. onlarsız bir hayat düşünemiyorum.
space me out - boy amor, glassface dinleyin.
beni en duygulandıran şarkılar, garip bir şekilde barış manço şarkıları...
insanlıktan, erdemden bahsettiği şarkıları...
halil ibrahim sofrası, ahmet bey'in ceketi, sarı çizmeli mehmet ağa gibi...
daha düşünmek lazım bunun üzerine. benim durumum belli. peki acaba bunları dinleyip duygulanan, sözü boğazında düğümlenen başka insanlar da var mı? nerede o insanlar?
yoldayım.
hem de güzel bir yol.
ama her şey güzel değil.
kulağımdaki müzik güzel.
aklımda bin tane şey. sorumluluklar, istekler, dualar, özlemler, geçmişten gelen korkuların gelecekten göz kırpması…
ege her zamanki gibi akşam güneşinde şıkır şıkır.
her şeyi yoluna koymam için bana izin ve güç ver lütfen.
bodrum’dan ayrıldık. yeni bir istanbul macerası başladı, hem de gayet güzel. kıştan beri bu fikre adapte olmakla meşguldüm. tam 2 haftayı bitirip yükseliyordum ki geri çakıldım. 15 temmuz’dan beri izmir’deyim. zor günler. dua ediyorum, daha kötüsü olmadan bu süreci tamamlamak tek umudum. sadece bu değil, bin tane şey var. umarım altından kalkarım.
kaygılarım var. pişmanlıklarım da... kötü hissetmiyorum. şanslı hissediyorum. mutlu da değil. bir kabulleniş hali... zamanın akışında sürükleniyorum.
yeni dünyaya adapte olmaya çalışıyorum. daha aktif dinliyorum.
bir şeyleri iyi yaptığımı görüyorum. bazı şeyleri de kötü. bu yüzden hiçbir zaman tamam olmuyor yaşam.
***
toplamayı seviyorum, derlemeyi seviyorum. leyla'nın kitabındaki gibi bay derli ve bay toplu. ben derli, ben toplu. ama toparlanmak için dağılmayı da seviyorum.
***
kültürel besin eksikliği yaşıyorum. belki fiziksel olarak da yaşıyorum.
***
her şeyin biraz daha fazlasını istiyorum. çok az şeyin de çok daha fazlasını...
***
bizim kızlar ile WA'ta yazışırken ki çok sık olmuyor, görüntülü konuşalım mevzusu gündeme geldi. vakitleri ayarlamakta zorlanınca dedim: 1 Ocak 2025'ten daha anlamlı bir tarih olamaz. sonuçta 1995'te liseye girdik. tanışıklığımızın tam 30. yılı. sonuç olarak görüşmeyi yaptık. ama burada önemli olan nokta "tanışıklığımızın 30. yılı"
***
bir de "leyla büyüyooor, leyla büyüyor hey..." ;)
* Şahane görsellerimi ne zaman ekleyeceğim. Pooofff...
insan belli bir yaşa gelince hem kendi ilişki deneyimleri hem de çevresindekilerden bir sürü bir sürü ilişki hikayesi dinleyince şu sonuca varıyor: biz türkler sevmeyi, sevilmeyi bilmiyoruz. öğrenemiyoruz. beceremiyoruz.
şarkıyı duyunca otomatik olarak armageddon filmi aklına geliyor insanın.
taaa ilk yayınlandığı zamanlar yarısında kaldım. şartlar elvermedi. hissiyatımda kalan şeyler: annelik içgüdüsü ve aşk. bir de oyuncuların ve prodüksiyonun şahaneliği.