Saturday, November 02, 2013

rene magritte


something's gotta give



pai mei *

'Uma Thurman’ın oynadığı Beatrix Kiddo, David Carradine’ın oynadığı Bill’le son konuşmasını yapmaktadır.
Birbirlerine âşıktırlar... Ama filmin başından itibaren erkek, kadını öldürmeye çalışmaktadır.
İkisinde de efsanevi öldürücü Hattori Hanzo kılıcı vardır.
O kılıçlarla birbirlerini öldüremezler.
Sonra Japon dövüş sanatının en öldürücü silahları devreye girer.
Avuç içleri...
 
* * *

Bill, ona yıllar önce, usta Pai Mei’in “kalp patlatan beş vuruş”tekniğini anlatmıştır.
Avuç içiyle göğse yapılan beş vuruş öldürücüdür.
İki büyük âşık avuç içleri ile büyük bir savaşa girerler. Sonunda Beatrix Kiddo “beş öldürücü vuruş” yapar.
  
* * *
Son sahnede Bill divana yığılırcasına oturmuştur. Yüzünde şaşkın bir ifade vardır.
Kadınına sorar:
-“Pai Mei sana kalp patlatan beş vuruş tekniğini mi öğretti”.
Beatrix
 ağlayarak cevap verir:
“Evet öğretti...”
Bill
’in şaşkınlığı artık tevekküle dönüşmüştür. Aralarındaki diyalog şöyle devam eder:
-“Öğrendiğini neden bana söylemedin...”
“Bilmiyorum... Ben kötü bir kadınım...”
-“Hayır sen kötü bir kadın değilsin... Harika bir kadınsın... En sevdiğim kadınsın...”
Beatrix 
bir şey söylemeden sessizce ağlamaya devam eder.
Bill sorar:
“Nasıl görünüyorum...”
Beatrix 
son noktayı koyar: “Hazır görünüyorsun...”
Bill 
zorlanarak yerinden kalkar, üç adım atar ve oraya yığılır...
Kalbi patlamıştır...'

*yazı ertugrul ozkok'un bugunku kose yazısından alınmıstır.

Friday, November 01, 2013

sessizlik

"senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen sözlerini de anlamaz." 

elbert hubbard

Tuesday, October 22, 2013

sabahattin ali albumu





haberin var mı?

haberin var mı?
terk etmedi sevdan beni
aç kaldım, susuz kaldım gecelerce 

geceler geceler 

yastığımda, düşümde, içimdesin
bir hain bıçak gibi kalbimdesin
dermanı yoktur bilirim 


tütünsüz, uykusuz kaldım 
terk etmedi sevdan beni
aç kaldım, susuz kaldım gecelerce 

geceler geceler 


1981. post - bu post benim dogum yılım


gorseli gokce'nin blogundan asırdım ;)

zorba the greek


'komşumuz ihtiyar bir türk olan hüseyin ağa çok yoksuldu, hanımı, çocukları da yoktu. akşam eve geldi mi, avluda diğer ihtiyarlarla oturur, çorap örerdi. ermiş bir adamdı hüseyin ağa. bir gün beni dizlerine aldı; hayır duası eder gibi elini başıma koydu; `aleksi` dedi, `bak sana bir şey söyleyeceğim, küçük olduğun için anlamayacaksın, büyüyünce anlarsın. dinle oğlum, tanrı`yı yedi kat gökler ve yedi kat yerler almaz; ama insanın kalbi alır, onun için aklını başına topla aleksi, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama.'

hımmm... etsy

Monday, October 07, 2013

fashiolista.com

isten ayrıldıgımdan itibaren gelisen olaylar sebebi ile hala calısmıyorum. gerci artık is arıyorum, o ayrı. ama o zamandan beri cok elzem olmadıkca hicbir kıyafet almadım kendime. almasam daha yıllarca kullanılır elimdekiler. ben de hevesimi fashiolista isimli siteden alıyorum. merak etmeyin giysi diyetimi bozup kıyafet almıyorum, sadece begendiklerimi bir listede topluyorum. bana deselerki 'demet, elindeki tum kıyafetleri alalım, sana burada olusturdugun begeni listendekileri verelim.' havalara ucarım. ama tabi asla boyle bir sey olamaz degil mi? :D

tuncel baba'ya selam!

oldugunde daha kotu hissedecegimi dusunuyordum ama oyle olmadı. sanırım her zaman bir yerlerden bizi gorecegini dusundum. oldugu hafta hala denize giriyorduk. bu yuzden bundan sonra her denize girdigim ilk an sırt ustu uzanıp gokyuzune bakacagım ve tuncel baba'ya bir selam cakacagım.

21st century gypsies








Thursday, October 03, 2013

siir

... 

mavilik de çocukluk gibi
unutulmayacak hiç.

...

cemal’in iç konuşmaları - II  / bezik oynayan kadınlar  / edip cansever

Tuesday, October 01, 2013

gunler ve iki

hala alısmakla geciyor. hala evi oturtamadım. evin icinden dısına cıkabilmek icin on iki gun bekledim. dun gece sabaha karsı ilk kez ruzgarla uyandım. tum gun hava kapalıydı. ogleden sonra iyice kapadı ve yagmur yagdı. aksamuzeri iki sandalye ve kahve fincanları ile bahcedeydik. daglardaki simsekler, berrak havanın kokusu, cesitli renk tonlarındaki bulutlar, kus sesleri, ortaya cıkan sumuklu bocekler vs. komsular da eminim 'ne garip tipler, iki hafta oldu geleli o guzel havalarda bir kere havuza bile girmediler. simdi yagmurda kahve iciyorlar bahcede.' demislerdir. tabi bizi goren olduysa demistir.
son bir sey; sabaha karsı cıkan ruzgarda bahcedeki muz agacının hevenkleri agır gelmis. bir dal kırılmıs, bir dal da oldukca yatmıs. sonuc olarak asagıda mutfakta iki hevenk yesil muzum var. nasıl sarartacagım ben bu muzları?