Wednesday, December 12, 2007

hey siz! tekrara düşmeyiniz :p

bir şarkının sözlerini arıyorum ama bulamıyorum. ezgiyi çok net hatırlıyorum ancak sözleri olmayınca anlamlanmıyor algılarımda. sıkıntım olduğunda yazmaya başlıyorum. kafama bir şeyler takıldığında. bir derdim olmayınca anlatılacak bir şey de yok benim için. iyiliğimi de anlatıyorum belki ama hep bir parça eksik tonlama. her gün ama istisnasız her gün korkularımla yüzyüze geliyorum fiili olmasa bile gıyabında. her yaşadığım şey birbirinin aynısı değil sadece bir parça benzeri. çünkü ben aynı demet değilim. her geçen saniye ile değişiyorum. mikrosaniye gibi küçücük değişimler bunlar. bir gün sonra beni başka demet yapan, bir yıl sonra başka. yalnızlık, kaderim. pek çok insan olduğunda bile bir ben olan halim. bu çocukluktan beri benim seçimim. izlemek, kavramak, özümsemek. bir yanım var ki uysal, ılımlı, kolay anlaşılan. bir başka yanım aksi, inatçı, ters. çok eski bir postta dediğim gibi; “herkesin demet’i kendine”
sanırım yaşadığımız hayatlar koskocaman bir yalan ve hepimiz kendimizi kandırıyoruz.

Thursday, December 06, 2007

şeker kız

insanlar blogumla ilgilenmediğimi beyan edip duruyorlar. haklılar. ama olmuyor. yazamıyorum. acaba ben de elif şafak gibi postnatal bir döneme mi girdim? iyi de ben doğurmadım ki!!!
geçen cumartesi ajanstan arkadaşlar yeni ev oturmasına geldiler.
pazar tüm gün çekimdeydim. bizim okuldan adını bile bilmediğim üst sınıflardan iki çocuk da filmi çektiğimiz yapım şirketinde çalışıyorlarmış. sürekli müşterim için medya planı yaptığım kişi bir başka sınıf arkadaşım. bir diğeri nebil özgentürk ile çalışıyor. bir başkası uzun metraja başlayacak. tüm bu kişileri gördükçe keyifleniyorum.
dün akşam ulaş'ın doğumgünüydü. bir gün önce "huysuz ve tatlı kadın" şarkısını duyup eşlik ettiğimde müzeyyan senar ve nükhet duru'ya "keşke canlı canlı dinleyebilip söylesem şu şarkıyı" dedim. bilin bakalım ne oldu? gittiğimiz mekanda udi bir amca vardı ve ilk söylediği şarkılardan biri de bu şarkıydı. o kadar kendimden geçmişim ki şarkılarla, gece dönerken şemsiyemi orada unutmuşum. bu durumda yağmurun yağması kaçınılmaz bir gerçeklik benim için. gerçi yağmur olmasaydı yaşam çok sıkıcı olurdu o başka. hem şeker miyim canım ben, hemen eriyeyim.

Wednesday, December 05, 2007

ellerim portakal kokuyor

deli gibi uykum var. dün akşam iki portekiz delisini bir araya getirebildim sonunda. iki gitme delisini, iki müzik delisini de diyebiliriz. tüm gece ortak bir dil tutturdular. keyifli ve komik bir geceydi.
bir kek hamuruna benziyorum bu aralar. yazacaklarım sürekli içimde kabarıp duruyorlar. ama ben bir türlü doğru anı bulup onları iyi pişmiş bir kek gibi sabitleyemiyorum. yazmanın kabartma tozu, okumak benim için. sürekli içime sözcükler, cümleler, paragraflar serpişiyor. ama tam yazma anını yakaladığımda orada olmuyorlar. tıpkı şu anda olmadığı gibi.
geçen akşam bahadır bizi deep'e götürdü, berna da roxy'e. fotoğrafım deep'ten. berna çekti.

Wednesday, November 28, 2007

nişantaşı'nı neden seviyorum?

tüm o gürültü, patırtı, tikiçiki insanlar ve parıldayan mağazalar dışında; kafanızı kaldırıp yukarılara baktığınızda içinde yaşamak istediğim tarihi binaları görebiliyorsunuz.

hatun kişiler

yaşanılan ve inanılası her şeye...

çok trafik vardı, ben de ters yöne giderek eve vardım.
yeni oyuncağım elimde, otobüse bindiğimde; kendimi okuldaymışım gibi hissettim.

bu ev; benim evim dediğim, yedinci ev.

her gün konferans, seminer vs... olsa ya.

eve mandalin mandalin diyerek geldim.

koliden perde dışında mandalin de çıktı.

cocacola light reklamını duyduğumda elimi kaldırdığımı fark ettim.

içim yeşerdi ve ekşidi.

müsebbihi; marul, tere, kuzukulağı, havuç, limon, zeytinyağı ve kuru soğan.

sonbaharı seviyorum, sonbaharı seviyorum, sonbaharı seviyorum...

yeni takıntım; yeşil kalemler!

cuma akşamı balkon’daydık.

rüyamda üç kocaman ve güzel çanta satın aldım, bu ne demek? (p.pomun açıkta kaldığına dair yorumlarınızı görmek istemiyorum, baştan belirteyim)

yapmam gereken ödevlerim var.

yani bilmiyorum ki insan niye böyle bir kitap yazar?

benimle müzik arşivini paylaşan tan’a, barış’a ve kürşat’a teşekkürü bir borç bilirim.

bir mandalin yesem içim daha da ekşi olur mu? ıyyy oluyormuş.

yattığım yerden ben aya bakıyorum, ay bana. acaba?

"anouar brahem trio" eşliğinde "karakoum" ve "elif şafak"...

işte günün en güzel anı... yaşa pelin :)

Monday, November 19, 2007

meslekler...

3 iletişimci (rts mezunu olması tercih sebebi), 2 diş hekimi, 1 işsiz ve 1 ikinci müdür bir araya gelirse ne olur? şamata, kahkaha, gözyaşı, bol duman ve dönen birkaç kafa . (ben çok klas içtim, hiç dönmedim valla)
cumartesi gökçe ile buluşup sohbet ettik, keyif yaptık. hala ismini öğrenemediğim ama bir gün evim olmasını dilediğim cafede.
beni bitiren de pazar oldu ne yazık ki... bu defa daha da ilginç bir grup bir aradaydı. 1 reklamcı, 1 işinden memnun olmayan, 1 barmen, 1 moda tasarımcısı, 1 sosyolog, incir, isis ve 1 akademisyen. bu defa daha da enteresan içkiler vardı. ama ben ertesi gün işe gitme bilincimle tek bir kokteyl ile yetindim fakat uykumu kurtaramadım. galatasarayda bir çatıkatından istanbul'u ve beyoğlu'nu izledim.

Thursday, November 15, 2007

hafif meşrep olalım ki yarın kolay olsun...

şu zoom the room var ya! hani sanal apartman :) çok garip bir ortam. bilgileniniz.

uzay yolculuğu

zihnin ve kalbin yoğun olduğu günler güzel. yaşadığını hissediyorsun. hayal kırıklıkları bile daha lezzetli oluyor. çok mu kırıldım? aslında değil. ama yine de soruyorsun kendine niye diye? nerede yanlış yapıyorum ben? belki de ben olduğum için yanlıştır her şey. uzaya fırlatsam kendimi yeter mi bana? zihnimi boşaltmaya? uzaklaşmaya?

çok çalışıyorum çoook :p

bulunduğum nokta...




Friday, November 09, 2007

sanki yapabilirmişim gibi hissediyorum

her şeyi bir anda bırakıp gidebilirmişim gibi...
"gel demet 1 yıl boyunca dünyayı dolaşacağız seninle ama döndüğünde hiçbir şeyin garantisi yok."
gider miyim? giderim.

Thursday, November 08, 2007

pelin ve demet

işte karşınızda nil'in şarkısında bahsettiği pelin.

Wednesday, November 07, 2007

ne zamandır...

fatih akın'ın sanıyorum tüm filmlerini izledim. genelde kimselerin bilmediği zamanlarda bulur çıkartırım seveceğim şeyleri. fatih akın sineması da onlardan biri. (diğerlerini aklıma geldikçe ekleyeceğim bu parantezin içine) ama bu defa sevmedim filmi. sevmedim diil de yetmedi bana. bu kesişen yaşamları anlatma hadisesi sadece "amores perros" için kabul edilebilir bana göre. tekrar benzer kurguları görünce yazık olmuş hikayeye diyorum. tıpkı "babil"de olduğu gibi. başka örnekler de var tabi. "babil" ve "yaşamın kıyısında" bu örneklerin içinde iyi olanları. ama sadece birer örnek. konu özgün ama anlatım özgün değil. bence fatih akın filmleri içinde en beğenmediğim film bu oldu. neyse ki henüz ciddi tekrarlar yok. ciddi tekrarlar için "ferzan özpetek" ya da "amin maalouf"u verebilirim. severek takip etmeye başladığım ama bir noktada bıraktığım isimler. tabi ilk işleri ile yerleri kalbimde her zaman için tescillidir, o ayrı. gerçi bu durum, tekrar değil de o kişinin söylem bütünlüğü de olabilir. ama bir noktadan sonra okumak ya da izlemek istemeyebilirim. sanırım bu en doğal hakkım. ama her zaman dediğim gibi bir film hakkında iyi ya da kötü yorum duyduğunda o filmi izlemek gerekir. vasat olan şeylerin değeri yoktur. iyi ve kötü her zaman iş yapar bana göre.

kendimi; hiç sevmediğim, sevemediğim, sevmeyeceğim film eleştirmenleri gibi hissettim. bir de öğretmenlik mesleğine takığım. ama bu daha da farklı. temelde varolan eğitim anlayışına karşı olmamla alakalı olarak yorumlamak gerekir bu durumu.

kafama takılan silsile

sıfır paylaşım
rüya atlaması
kar fırtınası
gemi yolculuğu
iş temposu
sakızlı muhallebi
dengesizlik abidesi

Tuesday, November 06, 2007

yapacak ne çok şey var :)

çamaşırlar yıkanacak.
alışveriş yapılacak.
müzik dvd'leri laptop'a aktarılacak.
evde, kargo ve nakliyecilerin gelmesi beklenecek.
dolaplar yerleştirilecek.
projeye başlanacak.
eskiler, fazlalıklar atılacak, silinecek.
izmir'e bilet alınacak.
internet bulunacak.
arkadaşlar ağırlanacak.
dernek işlerine yoğunlaşılacak.
muhit keşfi yapılacak.
...cek, ...cak, ...cek, ...cak, ...

Monday, November 05, 2007

my sweet home

işte yeni odam...
quick search'te 81.0'ı aratın.
gelecekteki komşularımı pek merak ediyorum.
bella yaaa sen seversin bu tip şeyleri yan komşum olsana :)
bu aralar disco girl modumdayım.
o zaman lulu'nun "diskotek havaları"na da bakın...

Friday, November 02, 2007

sert sessizlere gönderme...

istediğim anda istediğim parçayı dinleyebiliyorum.
canımın çektiğini yiyiyorum.
kime ulaşmak istiyorsam onu bulabiliyorum.
ama bugün var yarın yok.
bana var sana yok.
bu adaletsizlik mi?
hayır.
bu, dünyanın düzeni.o zaman "pencere önü çiçeği"ni dinleyin.

inanmaya devam...

söylemeyi unuttum;
hiç ummadığım ama olmasını çok istediğim bir şey oldu :)

ben...

yeni bir döneme girdim. 3 yıldır yaşadığım evden ayrıldım. beklediğim buydu. sorup durduğunuz, beni yavaşlatan, durgunlaştıran şey buydu işte. her şey yerli yerine oturmadı ama yakın sayılır. aslında uzun bir süreçti ama her şey çok ani sonlandı. kafamda gerçekleştirmek istediğim bir şey var. sanırım önümüzdeki hafta başlayacağım çalışmaya. gerçek hayal kırıklıkları ve bunu başarı ile savuşturduğumu düşündüğüm kocaman bir dönem geride kaldı. benden bağımsız olarak ama benimle birlikte herkesin hayatı ve her şey değişti. bazı şeyler önemini yitirdi, ummadığım şeyler düşüncelerime girdi. kimisi uzaklara gitti, kimisi yakın olduğu halde görünmez oldu. başka heyecanlar sardı zihnimi. tüm bu saydıklarım taşındığım için değil, zaman geçtiği için oldu.
dün akşam üşümeyelim diye viktor bize bir soba verdi.