Friday, October 24, 2008

eti puf'um, tatlı aşkım, benim yumuşak tatlım...

tarif edemeyeceğim ancak fotoğrafı olduğunda nasıl bir yer olduğunu anlayabileceğiniz bir yer orası. bir cadde ile dar bir sokağın köşesinde. iki tarafa bakan, yerden başlayıp dize kadar gelen sarı çerçeveli kocaman camekanları var. aslında bir mandıra ama çocuklar için de bir şeyler satılıyor. ciciannemin elini tutmuşum, anneanneme gidiyoruz. hava keskin soğuk. boynuma sarılıp ağzımı sımsıkı saran atkıma rağmen çok sevinçliyim. biliyorum ki gittiğim yerde beni bir kömür sobasının buram buram saracak sıcaklığı bekliyor. öte beri almak için mandıraya giriyoruz. işte orada çocukluk aşklarım var. eti-puf, eti-cin, çoko-prens ve çubuk kraker. ciciannem bana hepsinden alıyor her zamanki gibi :) sonra daha da mutlu bir çocuk oluyorum, yola devam ediyoruz. bir de şarkısı vardı ama çok emin olamıyorum.
"eti puf'uuum, tatlı aşkııım, benim yumuşak tatlııım,
eti puf puf, eti puf puf, yumuşak ve tatlı eti puuufff..."

Thursday, October 23, 2008

koşmak

şimdi klavyenin başına oturdum. beni buradan kaldıran camı kapatma dürtümdü. serin bir sonbahar sabahı. dışarıdan, okulun bahçesinden çocukların bağırışları geliyor. gittim, camı kapadım. bir anda çocukların sesleri uzağımda kaldı. tıpkı çocukluğum gibi, tıpkı benim okul bahçelerim gibi. uzun zamandır bu kadar heyecanlanmadım. çocukların enerjisi ve bu dünyaya olan uzaklıkları bana böyle hissettirdi. yarışı kazandığında kollarını açıp arkadaşlarına koşarak sarılan kız gibi. kocaman sarılan, hiç düşünmeden sarılan kız gibi. biraz hüzünlendim. tekrar klavyenin başına dönmek...

Wednesday, October 22, 2008

bir şeyler eksik ama ne?

hızlı

haftasonu çok yoruldum.
cuma olcay ile violet geldi olimpos'tan sinan ve shirley'nin düğünü için.
cumartesi ahu ile yasin'in nikahına gittim. akşam ghetto'da kangroove dinledik. ikisini de ilk defa deneyimledim. ikisini de oldukça sevdim. onu bunu gördüm.
3'te yatıp 6'da kalktım. pazar edirne uzunköprü'ye moris'i ziyarete gittik. akşam eve geldim ve yatağa yattım sadece.
özlemişim gece çıkmayı.

Tuesday, October 21, 2008

ekle... ekle... ekle...

ceylan, berna ve demet... en sevilen sonbahar rengi ile...

Thursday, October 16, 2008

hastayım ama...

hastayım ama mutluyum.
hastayım ama zıpkın gibiyim.

hastayım ama herkes geri döndü.
hastayım ama bağışıklık sistemim güçlü.

hastayım ama yazlıktaki o küçük çocuğun şimdi nerede olduğunu biliyorum.
hastayım ama bu haftasonu bir nikah ve bir de düğün var.

hastayım ama siyahlara büründüm.
hastayım ama kararsızım.
hastayım ama...
hastayım.

Monday, October 13, 2008

Monday, October 06, 2008

masal masal matitas...

kafam bir dünya. yani içinde dünya kadar düşünce var.1001 düşüncenin her biri beni ayrı yöne çekiyor. bayram öncesinin öncesinden beri sirayet ediyor bu durum. tüm bayram tatili boyunca kendi kendime konuşurken yakaladım durdum kendimi. şimdi yine yoldayım. hayaller ve gerçekler, rüyalar ve geçmiş... her şey benim içimde. bir sürü imge, bir sürü söz...
su'yu çok seviyorum. bana iyi geliyor.
en güzel manzaralardan biriydi bu sabahki manzara, körfezi geçerken. uzanırsam dokunacağım kapkara bulutlar, aradan sızılan çılgın güneş ışınları ve ikisinin birleşiminden doğan en güzel rengin en kusursuz tonunda bir yeşil.

Friday, September 26, 2008

ghl

zıplaaaa bakalım tigger gibi... zamanı geriye alma sanatı...
saçlarımın arasından biz...

Tuesday, September 23, 2008

"düşmeniiin sınırı yoook"

nezih ünen - karnaval

facia pzt.

*ay ne b.ktan bir gündü yahu... ta ki evime gidene kadar :) ben yemek yapmaktan öte nasıl yapılacağını tarif etmeyi daha iyi beceriyorum galiba :P

cuma gecesi kendimi eve kapattıktan sonra taaa pazar akşam üzeri dışarı çıktım ama ne çıkış... film izlerken bile yerimde duramıyordum. hele ki orlando'nun yedi günlük uykularında yaşayıp yaşamadığını kontrol ederken birileri, benim kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu. film kasvetliydi kasvetli olmasına ama enerji doldurdu içimi. kumbaracı yokuşunu seviyorum. yağmurlu bir günde gemi'nin sahnesi de garip bir duygulanım yarattı bende. sonra ozan ile buluştuk. sonra da bellalar ile. sonra da başka bir olcay geldi... hoş sohbet, dost sohbet oldu. cumartesi bir ara berna uğradı. pazar da sevgi abla bizdeydi. önünden arkasından koşunmaktan yorulduk.


haftaya uykusuz ve hasta başladım.*
bugün oldukça iyi sayılırım :)

Saturday, September 20, 2008

bulut güzel bir şey...

son hafta... öncesinde de sonrasında da...

ıslak saçlar.
bir şarkı, "kaygısız sevgilim" yoksa "çöl çiçeğim" mi? şu bayram geçse de işler normale dönse. sıkıldım sorun çözmekten.
bir insan hangi akla hizmetle gecenin 2'sinde taratorlu börülce salatası yaparki? vicdan azabı duymakla ilgili sanırım.

bu seferki koli çok neşeli: salkım salkım üzüm, bildiğin bahçe hıyarı, tarla domatı, tombul tombul biberler, ayıklanmış börülce ve barbunya, dolma ile mücver...
ulaş burada, gidecek. çok güldük perşembe gecesi. ne zamandır tavanarası
'nda yememiştik. sonra ghl'de süper fotolar çekildik. hepsi yakında burada...
bir parti vardı. kendi bilgisayarından müzik yapan bir çocuk. 80 ve 90lar'ın şarkıları. türkçe ve yabancı. barbaros hayrettin diye bir adam vardı :)
bella ile fırtınanın ortasında kaldık. az kalsın kafamıza kırılan camlar iniyordu. biraz fazla attık tuttuk galiba :) sırılsıklam evlerimize döndük. 
z harfini görmezden gelen adam. bu aralar yaptığım en iyi şeylerden biri barış ile tilda swinton filmlerine gitmek. ...bizde "1" balkon var... yani bir balkon var bu kadar olur yaniii...
özgür şimdi portekiz'de. sanırım... ya da ispanya'da. yani iber yarımadası'nda bir yerlerde ve bugün o'nun doğumgünü.

duygusallık diz boyu her zamanki gibi.

Sunday, September 14, 2008

soru işaretleri...

bu çok heyecan verici bir şey. çok iyi tanımadığın birinin senin çok sevdiğin bir şey ile ilgilenmesi. hiç ummadığın bir şekilde bunu senin önüne sürmesi.

Thursday, September 11, 2008

çocuk

dışarıda buz gibi bir hava... yumuşacık bir divana kıvrılmışım... kömür sobasının sıcaklığı yüzüme vurup çıtırtıları kulağıma doluyor. yaşlı bir el sırtımı kaşıyor...

Tuesday, September 09, 2008

diyeceğim o ki...

neyin ne olduğunu biliyorum ama bildiklerimin dışında gelişiyor olaylar. e ben de anlamıyorum. insanları anlamıyorum. neler düşündüklerini bilemiyorum. onların söyledikleri ve yaptıklarından anladığım şeyler ile onların "budur" dedikleri şeyler farklı. peki bu niye önemli ki? değil aslında. neyi değiştirecek ki? hiçbir şeyi. o zaman insan dönüp kendini sorguluyor. senin kendinden haberin yok mu diyor. yok mu? yokmuş demek ki.

e peki sonuç ne şimdi? hiçbir şey...

Tuesday, September 02, 2008

hala benim minik kardeşim

bana eti-puf'um dedi :)
ben de ona çoko-prens'im...

Monday, September 01, 2008

bir fatih akın filmi

çünkü yolda başlayıp yolda biten bir öykü olduğu için. amacı için çırpınıp duran bize inat, tüm zorlukları yaşatıp kendi yolunu çizen bir öykü olduğu için. daha da kendimizi tanıdığımız için. hiç olmayacak karakterler arka planda olduğu için. kare kare zihnime kazındığı için. yazın en sıcağında hava bulutlu olduğu için ve sayesinde deniz gri. görmem gerekenleri görebildiğim için.

yolun başı ve sonu

uzak yakın

detay - gözler ve dbpalar

üç renk

detay - küçük buda ve atkale

björenk

tepetaklak dünyaları

diğer kız

işte o kız

Friday, August 22, 2008

det-ay

sonunu hatırlamayıp detaylarında boğulduğum tüm filmleri seviyorum.

Thursday, August 14, 2008

"poco ruido, muchas nueces"

az laf, çok iş...

özgür dedi...

havada uçuşuyorlar aslında ama bir cisme bürünemiyorlar...
sorun orada galiba.

Wednesday, August 13, 2008

istemeyi bilmek

istediğinin farkında olmak.
bunun için çaba harcamak.
isteme eylemini devam ettirebilmek.
bellaaaa mailime yanıt ver.
çabuk...

Sunday, August 10, 2008

masaüstü

salon masasına tüm bir haftasonu boyunca yayılmayı çok seviyorum. önce bilgisayarı koyuyorum. sonra kitap, defter ve kalemler geliyor. arkasından dergiler ve diğer kırtasiye malzemeleri. sonra çiğdem, meyve ve çikolata. her sıkıldığımda bu kocaman masanın başka bir köşesine geçip başka bir şeyler ile ilgileniyorum.

dancing quenn

i love him

you, complete me

keyif aldım

Saturday, August 02, 2008

of bu odeo...

bir an için hayallerimin gerçek olacağını sanmıştım. ama yanılmışım...

size...

bir sürü bağlantı. bir sürü göz ardı edilen ayrıntı. hiçbir şey olmamış gibi devam eden yaşam. bir sürü insanla aranda bulunan garip bağlar. torun olmak, arkadaş olmak, sevgili olmak, kardeş olmak, evlat olmak, çalışan olmak, vatandaş olmak, insan olmak. her biri ile apayrı bir hukukunun olması. hepsinin çıktığı yer aynı, bir hiç olmak. her bir insan ve konum için farklı olmak. senin yaşamına girmek isteyen bir sürü insan. çaba harcamak zorunda kalman. açıklamak, ifade etmeye çalışmak, anlatabilmek. ne gereği varki? ne için tüm bunlar? ne kadarını gerçekten tanıyorsun? kalp kırıklıklarından başka ne kalıyor elinde en sevdiğinden bile? hiçbir şey... her zaman olduğu gibi yalnızlığından başka ne kalıyor elinde? hiçbir şey sonsuz değil, hiç kimse vazgeçilmez değil.

Wednesday, July 30, 2008

turkuaz

monte cristo kontu kimdir?

dbpa

şeftali ye

peki alaaa... salon masasına yerleştim bu akşam. tek konser hakkımı björk'ten yana kullandığım için bu akşam kravitz'i cansız olarak dinliyorum :) fırında patates ve sosis oldukça başarılı. daha sağlıklı olduğunu da düşünüyorum. melda bu aralar pek eve uğramıyor. ajans'ta eski yerime taşındım. çok karışık bir cuma ve cumartesi geçirdim. pazar aksine sakindi. kendimize gelebilmek için. kendimiz derken özgür, bella ve ben. sanırım konuşasım var bu aralar. güzel rüyalar görüyorum. çoğu zaman olduğu gibi. yeni kahramanım melvil. o kim derseniz, benim kahramanım olduğu için burada açıklamayacağım. bilen bilir, yeni hayranlar kazanmasa da olur. izmir'de kalan kitaplarımı buraya getirmek için bir operasyon yapmam lazım. liseden beri kitaplarım için bir liste tutardım. artık ipin ucunu kaçırdım. sanırım dolaptaki zamanı geçmiş şeftaliler için bir tarif bulmalıyım.

Friday, July 25, 2008

there's nothing to say

* bırak saygından kuşkum yok
hatrımdan kalıyorsan hiç kalma bırak
sensiz olmaya itirazım var
canımı çok yakacak, izlerin bana yeter
keşke oyunlar oynamasaydık
üzülmeseydi şarkılar
hala sana yazılıyorlar
hala buram buram sen kokuyorlar
bırak sevginden şüphem yok
arkadaş kalıyorsak ben yapamam bırak
sessiz kalmaya ihtiyacım var
yanlızlığı senle özledim, uzak dur bana yeter *

* yalın

Thursday, July 24, 2008

lola flores-corazon de melon

kısacık bir an bu yakaladığım. çok hızlı bir haftasonundan sonra çok sert bir haftaya çarptım. özgür'ün misafirleri vardı haftasonu: rafael, dolcia ve eduardo. dolayısıyla bizim de misafirlerimiz oldular. cumartesi akşamüstü buluşup tüm beyoğlunu dolaştık. haliç'te gün batımını izledik. bir yerden çıkıp bir yere girdik. galatasaray ve cihangir merdivenlerinde oyalandık. yemek yedik. sokak köpeklerinin dostuyla el sıkıştık. kaan'ı gördük. dansettik. yürüdük, çok yürüdük. o gece kızlar bizde kaldılar. tüm bir pazarı keyif yaparak kız günü olarak geçirdik. sonra misafirlerin yemeğe gelişi netleşince hızlı bir koşuşturmaya girdik. özgür bize enfes yemeklerinden yaptı. haftasonundan bana kalan samimiyet, katalan ispanyolcası, çok kahkaha, kültürler arası benzerlikler, popüler kültür, youtube'tan izlenen eski videolar, rafael'in kedisi ve restore ettiği evi, eduardo'nun kısa filmi ve radyo programı, dolcia'nın linux'u ve dövmesi, lola flores ve corazen de melon.

Wednesday, July 16, 2008

evet salılar uğursuz :(

sanırım 1 aylık maratonum dün itibariyle sakinledi. bir orda bir burda yoruldum. yatağımı özledim. aşağıdaki playerda çalan şarkı gibi bir tatil geçirdim. keyifli ama buruk... en güzel kısmı yollardı. şimdi dışarıda deli gibi bir yağmur var :)

toprak insanı çeker mi? kokusunu duymadığı, ayağının değmediği toprak bunu sadece nesilden nesile, sözle aktarılarak yapabilir mi? insanın içinde bir şeyleri titretip gözlerinin ıslanmasını sağlayabilir mi?
evet yapabilir.

Friday, July 11, 2008

zamanı özgür bıraktım

akıp giden tarlalar olsun benim zaman belirleyicim, renkler olsun, gökyüzü, güneş, bulutlar olsun. öylesine yaşanmışlıklar, birbiri ardına dizilmiş eğreti sözcükler, hiçliği anlatan tamlamalar. bir pırıltı, kıvılcım her neyse işte, o yoksa; sen de yoksun. iyiki de yoksun.

Wednesday, July 09, 2008

karar

bir karar bu kadar mı kolayca bir anda verilir şaşırdım kaldım. aksi durumda belki geleceğim tamamen farklı olacaktı. mücadeleden mi kaçtım ? hayır. detayları düşünmeden sadece ne hissettiğimi düşündüm ve zaten varolan kararı kendime söyledim.

küçük aptal