Tuesday, January 16, 2018

hooverphonic - heartbroken

bu hafta da bu şarkı ile başladı.

   

hep kahır - cem karaca - nazım hikmet

nazım hikmet ve zamansızlığı. her daim dinleyeni yakalayan sözler. hep kahır, hep kahır...


   

dur! bırak kaynasın kahvenin suyu, 
bana istanbul'u anlat nasıldı? 
bana boğazı anlat nasıldı? 
haziran titreyişlerle kaçak yağmurlar ardı,
yıkanmış, kurunur muydu yine o yedi tepe,
ana şefkati gibi sıcak güneşle.

insanlar gülüyordu de, 
trende, vapurda, otobüste, 
yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle.
hep kahır, hep kahır, hep kahır, hep kahır.
bıktım be...

dur! bırak, kalsın, açma televizyonu,
bana istanbul'u anlat nasıldı? 
şehirlerin şehrini anlat nasıldı? 
beyoğlu sırtlarından yasak gözlerimle bakıp
köprüler, sarayburnu, minareler ve haliç'e,
deyiverdin mi bir merhaba, gizlice?

insanlar gülüyordu de, 
trende, vapurda, otobüste, 
yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle.
hep kahır, hep kahır, hep kahır, hep kahır.
bıktım be...

dur! bırak, kımıldama, kal biraz öylece ne olur.
kokun istanbul gibidir, gözlerin istanbul gecesi.
şimdi gel sarıl, sarıl bana kınalım,
gökkubbenin altında orda da beraber,
çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali.
hasretinin çölünde sanki bir pınar gibi.

insanlar gülüyordu de, 
trende, vapurda, otobüste, 
yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle.
hep kahır, hep kahır, hep kahır, hep kahır.
bıktım be...

Wednesday, January 10, 2018

lp - lost on you

bu hafta bu şarkı ile başladı.

   

Sunday, January 07, 2018

marie kondo - derle, topla, rahatla

çok öyle görünmesem de düzen manyaklığı bende "biraz" vardır.  birazcık takıntı, birazcık titizlik vs. vs. kısaca hayatımı aşırı zorlaştırmasa da bazen akışını etkileyecek düzeyde obsesif kompulsif'lik.
işte bu kitabı görünce dedim ki "bu işi daha bilimsel yapayım." kitabı okuyunca anladım ki ben zaten kitaptaki pek çok şeyi yapmışım ve yapıyormuşum. sonra da dedim ki "demek ki durumum çok ciddi değil."
kitabın bazı bölümleri hiç benim ayarım değil ama yine de hayatında köklü bir değişiklik yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç olabilir.



kim bu kadınlar?



barış'tan bana yeni yıl şarkısı




Friday, December 01, 2017

6. plak dükkanı günü


20 nisan 2013'te kadıköy'deki en ünlü plakçı "rainbow 45 records"taydık.
hem kadıköy'ü hem plakları seviyoruz.
tabiki bu detaylar hep barış'ın işleri :D aynadaki de kendisi ;)

   

april 20 is the sixth annual "record store day" www.plakdunyasi.com

Tuesday, November 28, 2017

sabahattin ali - kürk mantolu madonna

okunacaklar listem hep kabarıktır. genelde de bana kalırsa ilginç hatta garip kitaplar bulurum. ne zaman bir klasik okumaya niyetlensem araya hep bu kitaplar girer, klasikler de hep sonraya kalır. işte "kürk mantolu madonna" da bunlardan biriydi. 
kitabı elime alır almaz bir solukta okudum. kitabın sayfalarında bir sürü notlar var. raif efendi'yi bazı bakımlardan kendime benzettim. ama ben olsam şöyle yapmazdım, böyle yapmazdım diye de bir sürü bahane buldum kendisine. hikayenin berlin'de geçmesi üstüne üstlük bir botanik bahçesinin de konuya dahil olması benim için ayrı güzeldi. 
kitabın eski baskısının kapağı bence çok daha güzel. o yüzden buraya onu koyuyorum. yurtdışındaki kapağını da sevdim. son olarak, yazarın kendisi de post'umda olsun istedim.



thomas mann - venedik'te ölüm

thomas mann'in ilk okuduğum kitabı "efendi ve köpeği"nden sonra yazarın en ünlü kitabı "venedik'te ölüm"ü de sonunda okumuş bulunuyorum :D yine çok akıcı ve betimlemeleri ile çok tatminkar bir uzun öykü. aşağıdaki görsel kitaplık kedisi'nden. kitap ile ilgili kendisinin yorumlarını da bu linkten okuyabilirsiniz.

bu ayı boş geçmeyeceğim ;)

sonbahar yavaş başladı, çok hızlı devam etti. ekim sonu gibi barış, herbafarm akademi'de permakültür eğitimi'ne katılmaya karar verdi. ancak sezonun geçmesi nedeniyle eğitim yalıkavak'tan istanbul'a transfer oldu. bu transfer olunca barış ile yine de gidip akademi'yi ziyaret ettik. herbafarm akademi'nin yaratıcısı meltem hanım ile tanıştık. çiftliği gezdik, bitkileri inceledik, bostanı ziyaret ettik ve altı akbaş yavrusunu severek gezimizi tamamladık. meltem hanım bu ziyaretin sonunda "demet, sen gel benimle çalış." dedi. ve ben 1 kasım'dan beri herbafarm akademi'de çalışmaya başladım. tabi uxstud.io tarafını da devam ettiriyorum.

akademi'yi burada uzun uzun anlatmayacağım. aşağıya linkleri veririm. bu iş ile evden çalışma ritüelim biraz daha değişti. bazı günler çiftliğe gidiyorum, bazı günler bodrum içinde farklı yerlerde oluyorum (ticaret odası, ziraat odası, kosgeb, muğla valiliği, msku teknopark'ı, gündoğan'daki yağhane, ortakent'teki pazar, ... vs.) çeşitli konferanslara (academia vakfı tarih konferansları - halikarnassos'un erk sahibi kadınları, buğday derneği - uluslararası ekolojik arıcılık konferansı, vs...) katılıyorum. bu kısa zamanda cihangir'deki ofiste de çalışma fırsatım oldu.

tabi bu iş olayından önce her ne kadar hiç meraklı olmasam da "sonunda" ehliyet almaya karar verdim (bodrum'un acı gerçekleri 1 :) işte tam bu esnada iki haftalık teorik eğitim, her gün akşam 17.00-20.00 arası vaktimi aldı. en son geçen hafta perşembe tüm gün muğla ziyaretleri ile geçince benim de pestilim çıkmış. bir iki gündür yeni yeni kendime geliyorum. tabi evden çalışıyorum ama evde olmak iyi geldi diyebilirim.

tüm bu süreçte evde kış hazırlıkları da tam gaz devam etti. çiçeklerin korunması için yapılacaklar, kışlık siparişler ve takipleri, kargolar, zeytinin toplanması (bu ayrıca mini post olur :) budamalar, tadilatlar, alışverişler, ... vs.

eğer işler yolunda giderse burada devam etmek bana çok şey katacak, eminim. ama yine de her şeyin hayırlısı :)

instagram ve facebook linkleri de burada!

az kalsın unutuyordum ngbb'deki bahçıvanlık eğitimin sertifikası da sonunda geldi :) bu da başka post diyorum o zaman.

   

Tuesday, October 24, 2017

basketbol sahası

kadıkalesi'nde bir basketbol sahası var. birkaç kez gittik.
barış biraz ter attı. kendisi eski basketbolculardan :D
ben de bu sene dolapları toparlarken bulduğum eski mp3 çalarımdan eski parçalar dinledim.
işte o günlerden kareler.





 


ilhan irem don kişot

bu sabah sonunda yağmur ile uyandık. uyandığımda çalan şarkı linkte. tabiki barış'ın işleri :)

Tuesday, October 10, 2017

botanical family

alttaki kız bana, daha alttaki oğlan da barış'a benziyor :D


mini akyaka gezisi




sakar geçidi'nin en gizli yerinden marmaris yolu. ovanın ortasındaki ağaçlı yolu sonraki fotoğraflarda göreceksiniz. hikayesini orada yazarım. ağaçların bittiği noktadaki akçapınar köyü'nde kaldık.


aynı gizli noktadan akyaka


bu ağacın hangi ağaç olduğunu bilmiyorum. bana biraz erguvanı anımsattı. kaldığımız akçapınar köyünden.


orman kampının içinden gökova'nın mavi suları


orman kampının içinde daracık patikalardan inerek gizli kalmış oyuntudaki bu kayanın üstüne çıktık. farkındaysanız kaya birden bitiyor ve deniz derinleşiyor. yerden kaynayan su ise buz gibi.


kaldığımız otelde akşam olmak üzere


her yerden dereler geçiyor. biri de otelin önünden.


otelin iskelesinden bizim oda


tam hayalimdeki sulak ve yeşil dünya


akşam ışığı bambaşka


kendi halinde tarlalar


zarif ve minik ayçiçekleri




bence gelin çiçekleri


zaten burada bir düğünden kalan emareler de var :)


sudaki yansımalar


yeşile boğulmuş su bitkileri


işte meşhur ağaçlı yol. isimleri net hatırlamasam da zamanında bu sulak beldede çocuklar sıtmadan ölüyormuş. gökova kaymakamının da çocukları ölmüş. yeni doğan çocuğunu yaşatmak isteyen kaymakam cevat şakir'i bulmuş, durumu anlatmış. cevat şakir daha önce bodrum'a bilumum bitki ve tohumlar getirmiş. bodrum'u bodrum yapan mandalin'i cevat şakir getirtmiş mesela. yurtdışından tohum siparişleri verirmiş. tabi o zaman bodrum minicik köy. her neyse cevat şakir sıtmaya çözüm olarak avustralya'dan suyu çok seven okaliptüs fidanlarını getirtmiş. işte bu sulak alandaki marmaris yolunun iki tarafına bu fidanlar dikilmiş. belde de sıtmadan kurtulmuş. bu yoldan arabalar geçebiliyor ama biraz nostalji havası var. anayol, aynı hatta ağaçlardan sonra geçiyor. hikaye cevat şakir hayranı barış'tan.


gökova körfezi yolları



gökova körfezi mavisi ve yeşili


barış, jimny ve benim ilk uzun yolumuz.


akbük koyu

bu yolculuk ile ilgili bir iki detay daha:
- giderken muğla üzerinden gittik. dönüşte ören üzerinden döndük.
- dönüşte ören'de kahve molası verdik.
- akyaka'nın içinde hiç fotoğraf çekilmemişiz, çekmemişiz :D
- azmak'taki nehir turlarına tabiki katıldık. ben ömrümde böyle bir şey görmedim. suyun içi masallar alemi gibi muhteşemdi. hatta özellikle azmak sonra da bu sulak olma hali miyazaki filmlerinin içindeymişim gibi hissetmeme neden oldu.
- hafta sonuna denk geldiğimiz için her yer çok kalabalıktı. bu yüzden akçapınar'da kalmak çok akıllıca oldu. ki sakar geçidi'ne vardığımızda otelde yer ayırttık. yoksa kalma konusunu hiç planlamamıştık. 
- bu geziye çıkmadan 1 hafta 10 gün önce bodrum depremi olmuştu. dönüşte de ören'den sonra çok güzel bir sahile denk geldik. bunaldığımız için denize girdik. sudan çıkıp taşların üzerine oturduğumuzda deprem olmaya başladı. ilk defa bu şekilde bir depreme denk geldim. ama yolun karşısındaki kır lokantasına oturunca keyfimiz yerine geldi. yemekler çok güzeldi :)