Friday, August 19, 2016

Thursday, August 18, 2016

bu gece yine dolunay var...

tıpkı 6 ekim 2006'da olduğu gibi ve bu gece de blower's daughter dinleyin lütfen.

   

Saturday, August 13, 2016

bazı tatlılar



bazı görseller ve çağrışımlar


deniz suyunun mikroskop altındaki hali. biraz irkiltici geldi bana.


samanyolu


barış ve ben


pırıltılı elbiseleri seviyoruz.


aslında bir kağıt ağırlığı ama ben profil fotom yapmak isterim.


bu fotoğrafın siyah beyaz kontrastını beğendim.



bu iki foto ancak tatil için geçerli olabilir.


dağlar


minimal omlet


yine yeşil takıntısı


sanırım tekrar bedford stuyvesant?


kırmızı, mavi ve altın sarısı

popüler uygulama prisma'nın gözünden hamit ve biz


yaşlı adam ve deniz - ernest hemingway


öncelikle kendisinin karizma bir pozunu buraya koymak istedim.


bu kitap vazgeçmemek üzerine. ama bence bir yanı da sanki gerektiğinde vazgeçmeyi bilmek gerektiğini anlatıyor.
tıpkı kendi yaşamında olduğu gibi.


caddebostan sahil'de deniz dolu bir haziran günü

Sunday, July 24, 2016

yine mini kos gezisi

yine aynı tekne, yine aynı otel, yine aynı cafeler ve restaurant, yine güzel yemekler :) 
ek olarak; bir gün bisiklet kiraladık ve bol bol pedalladık. yolun bittiği yerde bir plajda soluklandık. dönüşte bir yol tavernasında bir şeyler atıştırdık. 


sıcaktan kavrulurken :(

bir diğer gün ise araba kiraladık. bu defa merkezden adanın diğer ucuna, kefalos'a gittik. agios stefanos'a vardık. yolda olmak güzeldi. akşam dönüşte zia'ya uğradık. burada yeni bir cafe daha keşfettik. 


mini mini arabamız


zia'dan manzara


kos kapı komşu oldu denilebilir. adalılar bize benziyor. özellikle micro cafe'nin sahibinin hayranıyız. bir de son gün ev yemekleri yapan bir restaurant'ta yemek yedik. sarma, cacık, yahni ve musakka oldukça tanıdık ve lezzetliydi. bizimle ilgilenen restaurant sahibi ise inanılmaz ilginç bir karakterdi.


gizli cafemiz


kefalos'ta agios stefanos


aşağıdaki iki foto zia dönüşünde keşfettiğimiz diğer gizli cafemiz. barış burada duble greek coffee'nin (yani bizim türk kahvesi :) yanında gelen bisküviye dikkat çekiyor. bandellini...


kadıköy belediyesi kitap günleri


taaa 4 haziran tarihinde haydarpaşa :)

Sunday, July 17, 2016

bir dönem çok okuduğum bir yazardan

bir ilaçtan beklentimiz bedenimize ya da duyularımıza etki ederek fiziksel ve ruhsal sağlığımızı olumlu yönde değiştirmesidir. bununla birlikte, ilaç tanımlamasına uygun gördüğümüz maddelerin listesi oldukça sınırlı görünüyor. kavramı genişletmeliyiz! örneğin, doğanın güzelliğini ve gücünü hatırlatıp bizi sakinleştiren bir caspar david friedrich tablosu, mütevazı ama iştah açıcı dokusuyla bolluk hissi veren ve kaygılarımızı yatıştıran emmental peyniri ya da içimizde başkalarına karşı şevkat duygusunu uyandıran mozart’ın bir aryası: soave sia il vento…” 

alain de botton

çok klişe belki

ama her şey ellerimizden kayıp gidiyor. geleceğimiz, geçmişimiz, umutlarımız, hayallerimiz, yaşama sevincimiz. oysa ben buraya baharı gümüşlük'te geçirdiğimi, kos yolculuğumuzu, balkonumuzdaki bitkilerimizi ve belki gelecek planlarımızı yazacaktım. yeni duyduğum bir şarkıyı, bir bitkinin filizlenmesini, uzun yürüyüşlerimizi, okuduğum kitaptan bir paragrafı, hayat direncimi. şimdi anlatabileceklerimi zaten televizyondan, internetten, gazetelerden görmüşsünüzdür. umutsuzluğa kapılıyorum ama barış'ın da yardımıyla direniyorum. ne kadar hırpalansam da geri adıma düşmemeye çalışıyorum. ben yine bana iyi gelen şeyleri yazmaya devam edeceğim. bana mutluluk veren en en hamit.

Tuesday, April 26, 2016

soluk mavi nokta - carl sagan

''Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.
Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.
Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.
Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.
Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.''




Sunday, April 24, 2016

bu aralar instagram

sosyal medyada son durumlar şöyle:
sabah uyanınca twitter,
gece uyumadan önce instagram,
gün içinde nadiren facebook.


sağdaki hamit'ime benziyor.


bu mini manav moda'ya yürürken, hep aynı kaldırımda. ben de her önünden geçişimde hayranlıkla tezgahını seyrediyorum. tıpkı benim gibi obsesif bir amca :D 


marilyn güzel, sarı ve mavinin uyumu ile kırmızı rujun göz alıcılığı ayrı güzel.


tiril tiril elbise mevsimi.


okunacak kitaplar her yerde böyle üst üste.


kartpostal ve mektup yollamayı özledim.


flip flopları sevdim.


bu minişler de bizim balkondakilere benziyor.


bu kartları görünce londra aklıma geldi.