Sunday, December 30, 2007

aç tırnak

öncesi var ... parlak ışıklara o kadar alışmışım ki şimdi karanlıkta kendimi bulmakta zorlanıyorum. ama zamanla ruhum karanlığa da alışacak ... sonrası var

kapa tırnak

tarih...

"...dünyanın neresinde, ne zaman doğmuşsak doğalım, annelerimiz, babalarımız, dinlerimiz, devletlerimiz bize bir geçmiş giydiriyor. onlar giydirdikçe biz de ha babam giyiniyoruz. çoğumuz, geçmişin elbiselerini günümüz terzilerinin dikmesini yadırgamadan kabullenmekle kalmayıp, elbiselerimizi bedenimizden ayırt bile edemiyoruz.
tarih, giydiklerimizin bize giydirilenlerin, üstümüzdekileri yenileyip, değişmemiş sandığımız eskilerimizi sandıklardan çıkarıp tekrar giyinmemizin öyküsü.
örtünme tutkunluğumuzun telaşında kendimizi görmez, görmek istemez olduk. "biz" diye birbirinden farklı, birbirlerine zıt görüntülerimizi benimsedik. görüntülerimizle çarpıştık, görüntülerimizi savaştırdık.
soyunalım. soyunalım ki bizi giydirenlerle yüzleşelim, kendimizi görebilelim. tekrar giyineceksek, istediğimiz gibi giyinebilmemiz için gene de soyunmamız lazım."

gündüz vassaf - tarihi yargılıyorum

Thursday, December 27, 2007

2007 = 3

bu gece masallara bulanmak istiyorum.
her istediğim olsun istiyorum.
avareliği seçiyorum. amaçlardan vazgeçiyorum.
günün düne ermesini diliyorum gecenin güne.
bulutların üzerinden izlemek istiyorum dünyayı.
uçmak, suyun altında saatlerce kalabilmek istiyorum.
zaman hızlı, her zamanki gibi acelesi var.
dün gece buradaydım.

Tuesday, December 25, 2007

talep

bir önceki post yoğun isteği nedeniyle özlem'in olmuştur.

Monday, December 24, 2007

güneşin yansıması

yine tersten başlayan bir serüven bu. ayın karanlık yüzünden kaçıp günbatımını takip eden güneşin izini süren bir anlatı. kendini kendine ait hissetmeyen ve hep arayan küçük bir kızın hikayesi. yaşadığı öylesine bir yabanilikki kendine bile uzak kaldığı anlarla dolu yaşamı. ne halt ettiğini sorup duruyor sürekli kendine. güneş ve aya geri dönersek; aslında tercihi hep aydan yana. karanlık yüzde kalmayı, ölümcül bir çöl gününde ayın getirdiği serinliği ve bilinmezliği seviyor. her zaman yaptığı gibi sözcüklerini bir kağıda kusmuş, şimdi onlarla hamur gibi oynuyor. sevmediği şekilleri bozup yeniden biçimlendiriyor anlamları ve akşamın bu saatine kadar ayna yüzü görmedi, merak ediyor neye benzediğini.

Monday, December 17, 2007

empati

sıkıldım hayal dünyasında yaşayanlardan. derecesi de önemli. ama kimin ne kadar yaşadığını bilemeyiz. ayrıca kişisine göre de değişir bunu hisettirmeme kapasitesi. sanırım iyi oyuncu olmak gerekiyor (bu noktada gözlerim parladı) buradan iyi oyunculara selam edip onları takdir ettiğimi belirtmek isterim ama gerçekten iyi olanlarına. iyi oyuncu olmayanlardan da sıkılmaya devam edeceğim. bana gelince; sanırım kendimden sıkılmaya devam edeceğim?

Wednesday, December 12, 2007

hey siz! tekrara düşmeyiniz :p

bir şarkının sözlerini arıyorum ama bulamıyorum. ezgiyi çok net hatırlıyorum ancak sözleri olmayınca anlamlanmıyor algılarımda. sıkıntım olduğunda yazmaya başlıyorum. kafama bir şeyler takıldığında. bir derdim olmayınca anlatılacak bir şey de yok benim için. iyiliğimi de anlatıyorum belki ama hep bir parça eksik tonlama. her gün ama istisnasız her gün korkularımla yüzyüze geliyorum fiili olmasa bile gıyabında. her yaşadığım şey birbirinin aynısı değil sadece bir parça benzeri. çünkü ben aynı demet değilim. her geçen saniye ile değişiyorum. mikrosaniye gibi küçücük değişimler bunlar. bir gün sonra beni başka demet yapan, bir yıl sonra başka. yalnızlık, kaderim. pek çok insan olduğunda bile bir ben olan halim. bu çocukluktan beri benim seçimim. izlemek, kavramak, özümsemek. bir yanım var ki uysal, ılımlı, kolay anlaşılan. bir başka yanım aksi, inatçı, ters. çok eski bir postta dediğim gibi; “herkesin demet’i kendine”
sanırım yaşadığımız hayatlar koskocaman bir yalan ve hepimiz kendimizi kandırıyoruz.

Thursday, December 06, 2007

şeker kız

insanlar blogumla ilgilenmediğimi beyan edip duruyorlar. haklılar. ama olmuyor. yazamıyorum. acaba ben de elif şafak gibi postnatal bir döneme mi girdim? iyi de ben doğurmadım ki!!!
geçen cumartesi ajanstan arkadaşlar yeni ev oturmasına geldiler.
pazar tüm gün çekimdeydim. bizim okuldan adını bile bilmediğim üst sınıflardan iki çocuk da filmi çektiğimiz yapım şirketinde çalışıyorlarmış. sürekli müşterim için medya planı yaptığım kişi bir başka sınıf arkadaşım. bir diğeri nebil özgentürk ile çalışıyor. bir başkası uzun metraja başlayacak. tüm bu kişileri gördükçe keyifleniyorum.
dün akşam ulaş'ın doğumgünüydü. bir gün önce "huysuz ve tatlı kadın" şarkısını duyup eşlik ettiğimde müzeyyan senar ve nükhet duru'ya "keşke canlı canlı dinleyebilip söylesem şu şarkıyı" dedim. bilin bakalım ne oldu? gittiğimiz mekanda udi bir amca vardı ve ilk söylediği şarkılardan biri de bu şarkıydı. o kadar kendimden geçmişim ki şarkılarla, gece dönerken şemsiyemi orada unutmuşum. bu durumda yağmurun yağması kaçınılmaz bir gerçeklik benim için. gerçi yağmur olmasaydı yaşam çok sıkıcı olurdu o başka. hem şeker miyim canım ben, hemen eriyeyim.

Wednesday, December 05, 2007

ellerim portakal kokuyor

deli gibi uykum var. dün akşam iki portekiz delisini bir araya getirebildim sonunda. iki gitme delisini, iki müzik delisini de diyebiliriz. tüm gece ortak bir dil tutturdular. keyifli ve komik bir geceydi.
bir kek hamuruna benziyorum bu aralar. yazacaklarım sürekli içimde kabarıp duruyorlar. ama ben bir türlü doğru anı bulup onları iyi pişmiş bir kek gibi sabitleyemiyorum. yazmanın kabartma tozu, okumak benim için. sürekli içime sözcükler, cümleler, paragraflar serpişiyor. ama tam yazma anını yakaladığımda orada olmuyorlar. tıpkı şu anda olmadığı gibi.
geçen akşam bahadır bizi deep'e götürdü, berna da roxy'e. fotoğrafım deep'ten. berna çekti.

Wednesday, November 28, 2007

nişantaşı'nı neden seviyorum?

tüm o gürültü, patırtı, tikiçiki insanlar ve parıldayan mağazalar dışında; kafanızı kaldırıp yukarılara baktığınızda içinde yaşamak istediğim tarihi binaları görebiliyorsunuz.

hatun kişiler

yaşanılan ve inanılası her şeye...

çok trafik vardı, ben de ters yöne giderek eve vardım.
yeni oyuncağım elimde, otobüse bindiğimde; kendimi okuldaymışım gibi hissettim.

bu ev; benim evim dediğim, yedinci ev.

her gün konferans, seminer vs... olsa ya.

eve mandalin mandalin diyerek geldim.

koliden perde dışında mandalin de çıktı.

cocacola light reklamını duyduğumda elimi kaldırdığımı fark ettim.

içim yeşerdi ve ekşidi.

müsebbihi; marul, tere, kuzukulağı, havuç, limon, zeytinyağı ve kuru soğan.

sonbaharı seviyorum, sonbaharı seviyorum, sonbaharı seviyorum...

yeni takıntım; yeşil kalemler!

cuma akşamı balkon’daydık.

rüyamda üç kocaman ve güzel çanta satın aldım, bu ne demek? (p.pomun açıkta kaldığına dair yorumlarınızı görmek istemiyorum, baştan belirteyim)

yapmam gereken ödevlerim var.

yani bilmiyorum ki insan niye böyle bir kitap yazar?

benimle müzik arşivini paylaşan tan’a, barış’a ve kürşat’a teşekkürü bir borç bilirim.

bir mandalin yesem içim daha da ekşi olur mu? ıyyy oluyormuş.

yattığım yerden ben aya bakıyorum, ay bana. acaba?

"anouar brahem trio" eşliğinde "karakoum" ve "elif şafak"...

işte günün en güzel anı... yaşa pelin :)

Monday, November 19, 2007

meslekler...

3 iletişimci (rts mezunu olması tercih sebebi), 2 diş hekimi, 1 işsiz ve 1 ikinci müdür bir araya gelirse ne olur? şamata, kahkaha, gözyaşı, bol duman ve dönen birkaç kafa . (ben çok klas içtim, hiç dönmedim valla)
cumartesi gökçe ile buluşup sohbet ettik, keyif yaptık. hala ismini öğrenemediğim ama bir gün evim olmasını dilediğim cafede.
beni bitiren de pazar oldu ne yazık ki... bu defa daha da ilginç bir grup bir aradaydı. 1 reklamcı, 1 işinden memnun olmayan, 1 barmen, 1 moda tasarımcısı, 1 sosyolog, incir, isis ve 1 akademisyen. bu defa daha da enteresan içkiler vardı. ama ben ertesi gün işe gitme bilincimle tek bir kokteyl ile yetindim fakat uykumu kurtaramadım. galatasarayda bir çatıkatından istanbul'u ve beyoğlu'nu izledim.

Thursday, November 15, 2007

hafif meşrep olalım ki yarın kolay olsun...

şu zoom the room var ya! hani sanal apartman :) çok garip bir ortam. bilgileniniz.

uzay yolculuğu

zihnin ve kalbin yoğun olduğu günler güzel. yaşadığını hissediyorsun. hayal kırıklıkları bile daha lezzetli oluyor. çok mu kırıldım? aslında değil. ama yine de soruyorsun kendine niye diye? nerede yanlış yapıyorum ben? belki de ben olduğum için yanlıştır her şey. uzaya fırlatsam kendimi yeter mi bana? zihnimi boşaltmaya? uzaklaşmaya?

çok çalışıyorum çoook :p

bulunduğum nokta...




Friday, November 09, 2007

sanki yapabilirmişim gibi hissediyorum

her şeyi bir anda bırakıp gidebilirmişim gibi...
"gel demet 1 yıl boyunca dünyayı dolaşacağız seninle ama döndüğünde hiçbir şeyin garantisi yok."
gider miyim? giderim.

Thursday, November 08, 2007

pelin ve demet

işte karşınızda nil'in şarkısında bahsettiği pelin.

Wednesday, November 07, 2007

ne zamandır...

fatih akın'ın sanıyorum tüm filmlerini izledim. genelde kimselerin bilmediği zamanlarda bulur çıkartırım seveceğim şeyleri. fatih akın sineması da onlardan biri. (diğerlerini aklıma geldikçe ekleyeceğim bu parantezin içine) ama bu defa sevmedim filmi. sevmedim diil de yetmedi bana. bu kesişen yaşamları anlatma hadisesi sadece "amores perros" için kabul edilebilir bana göre. tekrar benzer kurguları görünce yazık olmuş hikayeye diyorum. tıpkı "babil"de olduğu gibi. başka örnekler de var tabi. "babil" ve "yaşamın kıyısında" bu örneklerin içinde iyi olanları. ama sadece birer örnek. konu özgün ama anlatım özgün değil. bence fatih akın filmleri içinde en beğenmediğim film bu oldu. neyse ki henüz ciddi tekrarlar yok. ciddi tekrarlar için "ferzan özpetek" ya da "amin maalouf"u verebilirim. severek takip etmeye başladığım ama bir noktada bıraktığım isimler. tabi ilk işleri ile yerleri kalbimde her zaman için tescillidir, o ayrı. gerçi bu durum, tekrar değil de o kişinin söylem bütünlüğü de olabilir. ama bir noktadan sonra okumak ya da izlemek istemeyebilirim. sanırım bu en doğal hakkım. ama her zaman dediğim gibi bir film hakkında iyi ya da kötü yorum duyduğunda o filmi izlemek gerekir. vasat olan şeylerin değeri yoktur. iyi ve kötü her zaman iş yapar bana göre.

kendimi; hiç sevmediğim, sevemediğim, sevmeyeceğim film eleştirmenleri gibi hissettim. bir de öğretmenlik mesleğine takığım. ama bu daha da farklı. temelde varolan eğitim anlayışına karşı olmamla alakalı olarak yorumlamak gerekir bu durumu.

kafama takılan silsile

sıfır paylaşım
rüya atlaması
kar fırtınası
gemi yolculuğu
iş temposu
sakızlı muhallebi
dengesizlik abidesi

Tuesday, November 06, 2007

yapacak ne çok şey var :)

çamaşırlar yıkanacak.
alışveriş yapılacak.
müzik dvd'leri laptop'a aktarılacak.
evde, kargo ve nakliyecilerin gelmesi beklenecek.
dolaplar yerleştirilecek.
projeye başlanacak.
eskiler, fazlalıklar atılacak, silinecek.
izmir'e bilet alınacak.
internet bulunacak.
arkadaşlar ağırlanacak.
dernek işlerine yoğunlaşılacak.
muhit keşfi yapılacak.
...cek, ...cak, ...cek, ...cak, ...

Monday, November 05, 2007

my sweet home

işte yeni odam...
quick search'te 81.0'ı aratın.
gelecekteki komşularımı pek merak ediyorum.
bella yaaa sen seversin bu tip şeyleri yan komşum olsana :)
bu aralar disco girl modumdayım.
o zaman lulu'nun "diskotek havaları"na da bakın...

Friday, November 02, 2007

sert sessizlere gönderme...

istediğim anda istediğim parçayı dinleyebiliyorum.
canımın çektiğini yiyiyorum.
kime ulaşmak istiyorsam onu bulabiliyorum.
ama bugün var yarın yok.
bana var sana yok.
bu adaletsizlik mi?
hayır.
bu, dünyanın düzeni.o zaman "pencere önü çiçeği"ni dinleyin.

inanmaya devam...

söylemeyi unuttum;
hiç ummadığım ama olmasını çok istediğim bir şey oldu :)

ben...

yeni bir döneme girdim. 3 yıldır yaşadığım evden ayrıldım. beklediğim buydu. sorup durduğunuz, beni yavaşlatan, durgunlaştıran şey buydu işte. her şey yerli yerine oturmadı ama yakın sayılır. aslında uzun bir süreçti ama her şey çok ani sonlandı. kafamda gerçekleştirmek istediğim bir şey var. sanırım önümüzdeki hafta başlayacağım çalışmaya. gerçek hayal kırıklıkları ve bunu başarı ile savuşturduğumu düşündüğüm kocaman bir dönem geride kaldı. benden bağımsız olarak ama benimle birlikte herkesin hayatı ve her şey değişti. bazı şeyler önemini yitirdi, ummadığım şeyler düşüncelerime girdi. kimisi uzaklara gitti, kimisi yakın olduğu halde görünmez oldu. başka heyecanlar sardı zihnimi. tüm bu saydıklarım taşındığım için değil, zaman geçtiği için oldu.
dün akşam üşümeyelim diye viktor bize bir soba verdi.

Tuesday, October 30, 2007

iki film birden

şimdi ben başkasıyım ya bu nasıl oluyor bilmiyorum. "bu şehir" bir film seti ve senden en iyi performansını bekliyor. kesişen noktalar değil, birebir yaşanan ikili ilişkiler belirliyor zamanı. benim annem tam bir çılgın sırf bu yüzden beni delirtse de ona tapıyorum.

Wednesday, October 24, 2007

saat 12.25

hiç beklemediğin anlarda gerçekleşen tesadüfler...

seni ararken kendimi kaybetmekten yoruldum
bulduğumu zannettiğimde kendimden ayrı düştüm
bu garip bir veda olacak çünkü aslında hep içimdesin
ne kadar uzağa gitsem de gittiğim her yerde benimlesin
söylenecek söz yok, gidiyorum ben
hoşçakal

ş.ferah


ne garip di mi? ve sonunda telefon çaldı :)

Friday, October 19, 2007

pantone

anlatacak çok şey var ama ben yokum.
kendi dilimi yaşamayı seviyorum.
boğaz'da bir sultan kayığı. kürek çekiyorlar.
sen sadece gecenin ışıklarını ve teninin içinden geçip giden rüzgarı hissediyorsun.
pantone kataloğundaki renklere karışmak istiyorum.

Wednesday, October 17, 2007

taze fikir defteri

artık bloga anında ulaşamıyorum. ajans ve ev yoğun oluyor. o yüzden bir "taze fikir defteri"m var, promosyon. ona yazıyorum denk geldikçe...
"15 ekim... sonbaharın orta yeri. cumadan beri yağmur yağıyor :) ben yavaş yavaş yorulmaya başladım :( bu kötü değil sadece sıkıcı. ne zamandır bi buçuk'a gitmemiştim, özlemişim. yasmin'le buluştuk. yeni bir işe başladı. bir kitap aradık. kadınlardan ve erkeklerden konuştuk. işlerimizden, yaşamdan..."

Monday, October 15, 2007

liste "mini"

beşpeşe. lukaşdina. tarihi yargılamak.

Saturday, October 13, 2007

hades

uzun zamandır yapmak istediklerimi yaptım. çarşamba bir saatten sonra, daha yaşam dolu bir gün oldu. keyifli...
tıpkı bir turist gibiydim. sevdiğim bir şehirde, bir iş gününün orta yerinde, sokaklarda avarelik yaptım. parlak bir ekim günü. şehrin kalabalığına karıştım. meydanı çevreleyen duvarlarda oturdum. pek de amacım olmadan sadece yürüdüm. işim gücüm yokmuşcasına belki biraz öğrenci gibi.
canım istediği takdirde keyfe keyif katmakta üstüme yoktur. bir parça çikolata bile tavan yaptırır.
tramvay o kadar yaşama yakın bir taşıt ki cama yapışmama neden oluyor. sanki şehri ilk kez görüyorum. tüm o eski binaları.
hayvan pazarına girip yere çöküyorum. dakikalarca kafeslerdeki tavşanları, horozları, kazları, ördekleri izliyorum. hep doğada gördüğün canlıları kafeste görmek kötü. ama sadece görmek, güzel. o kadar uzun zamandır görmemişim ki buna bile boynumu büküp üzülüp razı oluyorum.
çiçek pazarından geçiyorum. tohumlar, fideler, soğanlar. bildiğim bitkileri başka bir isimle anıyorlar. olsun. ne doyurucu ve yaşanması gereken bir uğraş toprak.

her yer turist, üstelik bir de arife. insan dolup taşıyor gördüğüm yerler.
sadece izliyorum ve aklıma iki şey geliyor: birincisi; üniversite hayallerim, ikincisi; radek :) etkileniyorum. çok mu uzağındayım tüm bunların? sanırım. içim acıyor bir parça. seyahat etmek sıkıcı, çok idareten. merakla beklediğim tek şey; gitmek.
biiip! tabu kelime "gitmek". oldukça eğlenceli zaman geçiriyorum. gözlerime mor far sürüp mor küpelerimi takmışım. şarkı söylenesi bir gün. sakin, pozitif, kendinden emin bir profil.
sonra hep sevdiğim yalnızlık. kitaplar; yaşamımdaki en büyük lüksüm.
hafif sisli, nem kokan bir boğaz gecesi. çürüyüp toprağa karışan kestane yaprakları ile örtülü toprak. tekrar yaşam bulup yeşermek üzere ayrılığı göze alan tabiat.
demeter ve kızı persephone...

Wednesday, October 10, 2007

artık melek değilim

bir korkuluk gibi içime dikildin, beni daha başlamadan bitirdin, bir hayat gibi avcuma çizildin, beni kemirdin neye çevirdin sen, kanatlarım yoktu benim, ama bir zamanlar melektim, kirlendim sana geldim, gördüğün rüyayı bozmaya geldim ben, sevdiğin dünyayi durdurmaya geldim, bütün zehirleri koymaya geldim ben, kırılmamış son kalbi kırmaya geldim, çok değiştim ben, artık melek değilim.
gördüğün rüya değil, sevdiğin dünya doğru değil

sadece baktım

taksinin arka koltuğuna külçe gibi yığıldım.
bedenimde hissettiğim 3 şey vardı:
zihnim, kalbim, gözlerim.
gördüklerim...

Tuesday, October 09, 2007

"not defteri"ne... bilmece-bulmaca?

belki bir daha kesişmeyecek zamana...

6.3.07 tarihli isbn yazısıdır.
(bakınız, bulunuz, okuyunuz ve altta bulunan player'daki şarkıyı dinleyiniz)
isbn kimdir? :)

Monday, October 08, 2007

bir başka

keşke suyun üzerinde kalıp gözlerinin içine bakabilseydim.

oysa ben ellerinden sıyrılıp kendimi derin maviliklere bıraktım.

Sunday, October 07, 2007

sanırım

nedenini biliyorum. neler olup bittiğini de. sadece çorak bir arsa da rüzgarla hareket eden yeşil bir top gördüm. bir de hayata farklı yerlerden tutunmaya çalışan iki kadın. sonra bir film dinledim. inanılırlık soru işaretli. kendimi de biliyorum. bir yerinden tutmak lazım.

Wednesday, October 03, 2007

söz...

ne seni ne de gideni, hepsinden vazgeçtim, aşklarım dillere düştü
sayenizde, buymuş aşk bestesi dedikleri, ne dünyayı yakarım,
ne de kırarım kadehleri, sevgiye inanmaz oldum sayenizde, bıktım
artık fahişe gönüllerden, ne okyanuslar kadar derin, ne de gökyüzü
kadar sakin, fikirler alt üst oldu sayenizde,
korktum artık çarkların dönüşünden
...

ercan saatçi

Monday, October 01, 2007

puf!

saklamayı severim. bir an benim için dünyanın en önemli şeyini saklıyormuşum hissine kapılabilirsiniz. çünkü dünyanın en önemli şeyiymiş gibi davranırım sakladığım her neyse. sonra bir de bakmışsınız yok. hiç düşünmeden yok etmişim. silmişim. atmışım. yırtmışım. artık hangi yol en uygunsa yok etmek için. işte o an geldiğinde benden korkabilirsiniz çünkü gözüm dönmüştür.

beslenemiyorum.

çocuk

o gün anladı ki yaşamının bu kadar karışık olmasının nedeni; kadınlara olan zaafıydı.

şile

ne yazık ki hiç fotoğraf yok size gösterebileceğim bu hafta sonuna dair. bana eylül'ün sonunda istanbul'da denize gireceksin dese biri şüphe ile yaklaşırdım o kişiye. bir; hava muhalefeti olabilme ihtimali nedeniyle, iki; istanbul'a dair kafamdaki deniz kavramı nedeniyle. ama öyle olmadı :) birden kendimi suyun içinde buldum. uzun süredir yapmak istediğim şeyleri yaptım. kimselerin olmadığı bir kumsalda suda çocuklar gibi oynayan adamları izledim. kumsal boyunca yürüdüm, bütünleştim. ara ara tanımadığım kimseler ile rahatça sohbet etme ayrıcalığını yaşadım. yeşili izledim. iyi müziklerle araba keyfi yaptım. rüzgarı, bulutları ve güneşi yaşadım. nefis yemekler yedim. bahçeden domat-biber topladım. daveti için birisine teşekkür etmem gerekiyor. onun sözünü dinlediğim için içimdeki sese ve bana yeni biri gibi davranmayan diğerlerine de...erkeklerin, her zaman çocuksu kalan yanlarını çok seviyorum.
bir de ihtiyacınız olduğunda oralarda bir yerlerde olmalarını.

Friday, September 28, 2007

demiş biri;

daha keşfedecek bir dünya var önümüzde.
yolun başında olacağız öldüğümüz anda bile.
tabi ki yazacağız!
elimiz kalem tutup, zihnimiz bize oyun etmediği sürece.

:(

yazmıyorum. bilmiyorum belki de yazamıyorumdur. beklediğim bir şey var. nedeni bu mu? bunu da bilmiyorum. beni son günlerde en çok heyecanlandıran şey; flock'un yeni versiyonu :) dün gece dolunay vardı. bulutlar da vardı ama dolunay'ı engelleyemediler.

Wednesday, September 26, 2007

ah bu ben...

uzun zamandır zülfikar'da bu kadar erken bir saatte kahvaltı etmemiştim. pazartesi yağan o kadar yağmura rağmen akşamına manzara kupkuru ve ılıktı. başka sebepleri de var tabi.
anladım ki ben yaşlanmışım. hala hareketli olduğumu düşünüyorum ama o eskisi gibi hoplayan zıplayan demet gitmiş. haa aslında aynı performans mevcut gibi duruyor. ama sonrasında kendime gelemiyorum. hızlı geçen bir kaç günden sonra yaşam devam ederdi. şimdi bir mola ihtiyacı hissediyorum. bunu sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda psikolojik olarak da yaşıyorum. olcayımın da dediği gibi cırtlamışım ben :( ama söz elimden geldiğince hissettirmeyeceğim size :)

Monday, September 24, 2007

haftanın sonu

tüm haftasonu dışarıda geçti denilebilir.
hava her kıyısından kapalıydı.
ayağımdan botu, elimden şemsiyeyi eksik etmeden dolaştım.
bu sabah kalktığımda dışarısı ışıl ışıldı.
şimdi ayağımda açık renk spor ayakkabı var, şemsiyem yok.
sonuç olarak, dışarıda yağmur yağıyor.

Sunday, September 23, 2007

hafta

salı cumhuriyet'teydik. onur'u izmir'e uğurladık.
perşembe kampüse indik. moris ile dertleştik.
cumartesi sinan'ın doğumgünüydü. ve sinan isveç'e gidiyor. yüksek lisans yapmaya. bahadır'lardaydık. süper bir sofra, muhabbet ve "psycho" vardı. bir de aptal bir gerilim filmi.

içmek

küçükken bira içerdim.
bu aralar rakıdan gidiyorum.
aslında tam da şarap zamanındayım.

karar

kafam çok karışık. yine!
bir başka dönüm noktasındayım sanırım. her zamanki gibi.
ama bu güne kadar hep böyle olmadı mı? oldu.
hep anlatanların dedikleri şeyler çıkmadı mı? çıktı.
bu kadar zaman kaybını göze alır mıyım? bilmiyorum.
yanıt vermem gereken tek soru bu.

alakasız olarak; "bir erkeği bir kere seversen, yaşamının sonuna kadar hep seversin."

Friday, September 21, 2007

mekanizma

nil'den "parçalı bulutlu" işleyiş düzeneği...

Thursday, September 20, 2007

hım hım hı hım

bu müzik beni aciz kılıyor.

Wednesday, September 19, 2007

yüz kitabı

ben yazmazsam olmazdı. şimdi efendim ben kendim arandım. çok sevdiğim bir arkadaşım beni facebook'a ekledi. şikayetçi miyim? hayır değilim. ama hiçbir anlam veremiyorum bu yoğun trafiğe. ancak bana mail attıklarında giriyorum facebook'a ve ne diyorlarsa ok deyip geçiyorum. milyon tane insan ve onların nilyon tane bağlantısı mevcut. ilk üye olduğumda bir iki foto ekledim o kadar. uğraşılacak başka o kadar çok şey var ki zavallı facebook son sıralarda boynu bükük takılıyor. arkasından hi5 ile netlog da girdi işin içine. bu ne be?

j.p.s.

aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. boşuna bir çaba çünkü insan kendi bilincine mahkumdur.

olmaz

"hiç tanımadığın birini, bana tercih ettin, bense hiç üzülmedim, kim neden ayrıldın diye sorarsa, ayıp ettim dersin sonra da çekip gidersin, olmaz aşık olan bunu yapmaz, hani biz olgunduk kocaman olmuştuk, kalmaz yaptığın yanına kar kalmaz, sana benim gibi sımsıcak dokunamaz göreceksin, affedemem üzgünüm affedemem, sen yoluna benim daha çok yolum var, affedemem üzgünüm affedemem, sen yoluna benim daha çok yolum var."
bir garip şarkı daha... o da müziği ile anlamlanıyor.

bitti galiba

her şey konuşuldu ve sonlandı. yeni bir dönem daha başlıyor. ne garip bir eylül? acaba o kadının söyledikleri gerçek olabilir mi? bence olmaz, olmamalı da. ama genel yargılar olası. özele indiğinde bilemiyorum. çok olmuş 7 sene. 7'yi severim. bir anlam ifade etmese de. kaldı mı içimde bir şey? yooo... tarafımdan bu kadar büyümesinin nedeni de yıllarca paylaşılamayanlar. anlam, bütününü buldu sonunda.

Tuesday, September 18, 2007

Monday, September 17, 2007

aslı ne ki sureti bu olsun?

- empati, saygı, anlayış...
- yeni mottom: akmerkez'e yürüme mesafesinde olmayan eve, ev denmez :)
- yaşamıma girmiş tüm erkeklerin sevdiğim yanlarını, tek bir erkekte birleştirme şansım niye yok :(
- çan-ta-koli-t
- "telefon ile konuşmayı sevmeyen ben, nasıl oldu da marka temsilcisi oldu" bilmiyorum? işin ilginç tarafı tahminlerimin aksine bu işi kıvırıyorum.
- her akşam 2 doz -> haftada 14 -> en az 5 ana grup olsa -> toplam 70 eder.
- eylül benim yaşam ayım. her eylül önemlidir. her eylülde yeni şeyler yaşarım. o zaman ortaçgil'e de saygılarımızı sunalım. "light" güzel albüm ama aylardır dinlemedim.
- olmadı bu saçlar :( puufff...
- bella'nın doğumgünü hediyesi için bahadır, sedef ve aydın abi'ye teşekkür. imece diye ben buna derim. zaten kollektivite kelimesini de kullanırım ama sevmem.
- ilkokul ikide dergi hazırlardım kes-yapıştır formülü ile. o zamandan belliymiş iletişimin içine gireceğim.
- başka ne olmak isterdim? ben biliyorum ama belki başka bir zaman.
- ilkokul 1. sınıf hayat bilgisi sınavı sorusu: bahçede düşen bir arkadaşınızı görseniz neler yaparsınız?
- yanıt: ağlamasını susturur, öğretmene haber veririm.
- doğru yanıt: kızılay koluna haber verip, gerekli ilkyardımın yapılmasını sağlamak.
- o zamanda karmaşa ve gereksiz gürültüyü sevmezmişim demek ki.
- hiç gelemem.

tad ve tuz

şimdi durup düşünme zamanı... bir ara olcay'ı gördüm sanki, bir de telefon ile konuştum. sonra ne mi oldu? ııı... bella'nın 2. geleneksel doğum günü etkinliklerinde yakup'un yaren'indeydik. yan masa ile atıştık. aklıma geçen yıl bu zamanlar geldi. neler olmuş neler? zaten eylül ayı demek hareket ayı demek :) yeni başlangıç demek. sonra minik bir kız gecesi yaptık. ah bu sırlar yok mu hayatın tadı tuzu. bir de kadın erkek ilişkileri :) artık çalış(k)an bir kızım. pozitif yaşam derneği girdi yaşamıma. evrimcisi geldi, gitti hatice anne ile birlikte. benci ile buluştuk bu akşam. fincan-kahve'ye götürdü bella ve beni. benim kuru meyve bulmam lazııım :(

Thursday, September 13, 2007

deneysel

bugün çok heyecanlıyım. kısa bir süre için karamsarım.
başlamasını ve bitmesini beklediğim şeyler var.
dün gece sahnede çok deneysel bir çalışmaya tanıklık ettim.
düzensizliğin düzeni vardı. yeni denenen ritmler vardı.

Monday, September 10, 2007

daldan düşen incir

yazmak için son sayfayı seçtim, belki de anlatmak için de son günden başlamam gerekirdi. ama şimdi son gün değil. aynı anda kaldırılan ayaklar ve atılan adımlar. dünyanın neresinde olursa olsun aynı anlama geliyorlar. kimisi sadece ilerlemeyi ifade ediyor, kimisi kutlamayı, kimisi yaklaşan sonu. genelde iki seçenek var; ya kapıyı açarsın ya da açmazsın. tahtaların arasından gümüşi renkte balıkları görüyorum. onlar ise beni sadece hissediyorlar. küçük bir apartman dairesinden gelen daktilo seslerini duyuyorum. yazarın, kelimeleri kullanma konusunda bonkör ve bir o kadar da titiz olduğunu anlıyorum tuşların ritminden. hava bulutlu ve yazarın en sevdiği kelime akışkan. tıpkı tuzlu su ya da dalga sesi gibi. insan kendi düşündüklerini kafasında bir daha toparlayıp yazamaz mı? belki. sonra bir nefes duyuluyor, sadece tek bir nefes. burada paraya ihtiyacın yok, para harcamaya da. bazen sadece yazılanlar yeterli olabiliyor. tıpkı sözcüklerin yetersiz kaldığı anlarda olduğu gibi. kocaman bir şehir. o kadar yukarıdayım ki şehri yaşayamıyorum. rüzgarın uğultusu duyuluyor. bulutlar hızlıca uzaklaşıyor. basmadan çiçekli bir etek giymiş. etek esintiden bacaklarına dolanıyor. daldaki kumru guguklamaya başladı. ona cırcırböceği eşlik etti. gerçi yaz bitmişti, o ayrı. küçücük pencereden mis gibi is kokuları savruluyordu. is kokusu ocağın üstünde kızaran patlıcanların kokusunu bastırıyordu. incir ağacının dalları yere değmişti. okul bahçesinde oynayan çocuklardan biri kaçan topu istedi. e peki bu duman neyin nesi? kim toplamış bu çalı çırpıyı? acaba rum odasının kapısında niye kocaman bir asma kilit var? sevdiği havanın her zaman için berrak olduğuna karar verdi. bahçenin tüm duvarları toprak ve samanla sıvanmış, beyaz kireç vurulmuştu sıvanın üzerine. bahçede yalınayak dolaştı, toprağa ve kocaman yekpare taşlara bastı. birden okuduğu ayşegül kitapları geldi aklına. serinin en sevdiği kitabı "ayşegül teyzesinde" idi.

Monday, September 03, 2007

Sunday, September 02, 2007

eylül

bence onlar da bu kadarını beklemiyordu. gerçi pat diye karşısında penelope'yi görünce şaşırmadı da değil. zaten sokak lambaları yanmıyordu ve farlar gözünü alıyordu. yağmur hiç beklenmeyeni yaptı. gecenin karanlığında bulutların törenini izledi sessizce. güneş bulutların arasından sıyrılıp sonu görünmeyen çayırı parlattı. küçük kız tahta nemli basamakta oturuyordu. kafasını kirişe yaslamıştı. siyah pamuklu külotlu çorabının üstüne yazlık beyaz pabuçlar giymişti. sonbahar güneşi bacaklarını yakıyordu. sarılı siyahlı elbisesi inceydi. omuzları ürperiyordu. saçları dalgalanırken, gözleri; saçlarının arasında oynaşan güneş ışınlarını yakalıyordu.

Monday, August 27, 2007

!!!

taşlar yerine oturdu

500'e 2 kala...

aslında dün yazacaktım ama olmadı.
dün bu blogun kuruluş yıldönümüydü.
ne için yazılmaya başlandı?
şimdi nerelerde?
ne kadar beni anlatıyor, dünyamı?
bilemiyorum.
ketum sanıyordum kendimi.
değilmişim.
"neydim dememeli ne olacağım demeli"
di mi ama?

dediki;

"hayat standartların arttıkça, yaşam alanın daralıyor"

bilmem... belki?

ne kadar uzak haftasonu

tüm haftasonunu haftanın başlayacağı endişesiyle geçirdim. nitekim hafta da başlamış oldu. geçen hafta pelin yoktu. çok koştum, çok yoruldum. bu hafta da yok. ama ben de yokum perşembeden sonra. var olan; amy w.'un "back to black"i. var olan; almodovar'ın "annem hakkında her şey"i. var olan; "lolita". var olan; ali'nin ulaş ile "formula 1"e gitmek için izmir'den gelmesi. var olan; "baca temizliği". var olan; "ilanlar". var olan; "saçma türk filmleri". var olan; "kabullenmek". var olan; "dorado", bir kez daha. var olan; "smyrna", yaşamımın anlamı. var olan; "tekrara düşmek". var olan; "dedikodu". var olan; "ışıklar ve trafik". var olan; "gece".

Saturday, August 25, 2007

bir zamanlar

yaşam, hiç bu kadar basit ve anlaşılır olmamıştı.

"eskidendi 2" olabilir

değecek bir şey bulduğun zaman, yüzünü gözyaşlarıyla yıkamak da güzel.

Wednesday, August 22, 2007

Tuesday, August 21, 2007

kareleme

bu defakini barış yolladı. hiç bu kadar iyisi olmamıştı. çünkü resmi büyüttüğünüzde arkadaşlarımı görebilirsiniz :)

Monday, August 20, 2007

saklambaç

niye buluşup gerçekten saklambaç oynamıyoruz ki lulu?
bu sobeleme işi ile ilgili sorunlarım var benim galiba.
tamam es geçiyorum mızıldanmalarımı ve bugün için top 3'ümü açıklıyorum:

- sanat direktörümüz toplantıda. çıkar çıkmaz konuyu kendisiyle paylaşacağım.

- ne yapıyorsuuun?
- hiiiç chat...

- bir öğrenci alır mısınız?

birilerini sobelemek zorunda mıyım? püüüüüffffffff... o zamaaan...

chef! oradasın, sobe!!!
tiktak gördüm seni!!! sobe! sobe! sobe!

yaaaa!!! çe-lik-çöm-lek-pat-la-dı...

ama ben geri kalanları da sobelemek istiyorum :(

nayah

diyordum ya "çekim var bu haftasonu, ilgilenemedim kimselerle..." biraz içim rahatladı. akşam geç saatte ezgi ve emre ile buluştum :) moris de geldi. nayah'a götürdü emre bizi. uzun zamandır gerçek müzik dinlememişim, onu farkettim. ilginç bir olayı var bu "3 oda 1 salon"un. nedir bu "3 oda 1 salon" derseniz, verebileceğim tek ipucu: gevende. her neyse yine film şeritinde siluettim, onu farkettim.

benzin istasyonu

ilk istanbul'a gelişim. yılın en karlı ve soğuk günleri. aralık olduğunu anımsıyorum. bir arabanın içinde, trafiğin çok yoğun olduğu bir yokuşu tırmanıyoruz. 2 erkek 4 kız var arabada. iki kızın tuvalete gitmesi gerekiyor. ileride bir benzin istasyonu görüyoruz. yolun karşısında. kızlar arabadan inip oraya gidiyorlar. ben buğulu camdan sarı kırmızı ışıklarını görüyorum istasyonun. araba trafik nedeniyle istasyonun hizasına ancak geliyor. o sırada kızlar tuvaletten çıkıp arabaya biniyorlar.
işte o benzin istasyonu yavaş yavaş yaşamıma giriyor.
sanırım 2,5 yıl sonra istanbul'a staj yapmaya geliyorum. o benzin istasyonun önündeki durak benim durağım oluyor. çünkü staj yaptığım televizyon kanalı istasyonun iki yan binası.
istanbul'a yerleşiyorum. zaman geçiyor. şu anda çalıştığım ajansta işe başlıyorum. tabi ki benzin istasyonun karşı sokağında bir ajans burası. artık sabahları o durakta inmekle kalmıyorum. istasyonun marketinden çok sık alışveriş yapıyorum. bulamadığım pek çok şeyi orada buluyorum.

Saturday, August 18, 2007

ben buradayım


az önce çekimden geldim. setleri özlemişim. yaşam öyle bir şey ki sürekli dönüşüyor. ben de o devinimin içinde salınıyorum. yaklaşık bir haftadır uyku düzenim çok kötü. düşünceler çok çünkü. kuş gibi hafifim bu aralar. karışık mıyım? her zamanki kadar. yazlar bana yaramıyormuş. sonunda pelin dün tatile çıkabildi. eser bu pazartesi ajansta olacak :) müşterim oldukça yoğundu geçen hafta. tabi ben de. sırf bu yüzden bir sürü insanı göremedim. "gökçe, ulaş, nur ve arzu", "ester", "emre ve ezgi" en önemlisi de moris ile ilgilenemedim :( bu hafta da hızlı geçecek, biliyorum. sonra üç gün daha ve 30'unda izmir... 10'unda tekrar İstAnUl. bu cuma mustafa evleniyor. düğün şile'de. bakalım gidebilecek miyiz? yarın çekim 8.30'da. tabi biz, güldeniz ile 12.00'de orada olmaya karar verdik. şşşt!!! kimseye söylemeyin. güldeniz kim mi? bizim yazarımız.
işte ben böyle bir hal içindeyim, aslında derin keder içindeyim, bazen bilmeyerek ne yaptığımı, iyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim.

Tuesday, August 14, 2007

abartmaya gerek yok...

tanıdığım biri var ama ben onu çok da iyi tanımıyorum aslında. onun hakkında nasıl bilgiye ulaşacağım ben :( google sadece kariyeri ile ilgili bilgiler veriyor. ama benim kişisel bilgilerine ihtiyacım var. niye mi? ee meraaak? siz değil misiniz? ben biraz öyleyim. nasıl mı? meraklı.

sonra hafifledim ben. bella ve moris döndüler abd'den :) daha iyi hissetmemi sağladılar.

aklıma barış'ın yolladığı bir link geldi :) bir de açın, bekir coşkun okuyun. sonra da sezen'den istanbul hatırası dinleyin. hepsi bu. başka bir diyeceğim yok.

i-tunes'umda kim var?

Friday, August 10, 2007

internet

3 film

dün gecenin sonunda olcay; otomatik portakal, taxi driver ve terminatör karışımı bir şekilde tanımladı olmak istediği ve yapmak istediğini. daha doğrusu o anlatınca ben bu üç filme benzettim kendisinin hayallerini. beyzbol sopası, çifte ve motor.

kapak

Thursday, August 09, 2007

boş-luk hiss-i

tüm sinirlerim yer değiştirmiş durumda. sadece iş. basit ayrıntılar. durdum ve geçmesini bekliyorum. gerginliğim geçince sakin kafa ile bir plan yapacağım yarın için. gerginliğimin geçmesi için de saçmasapan şeyler yapıyorum. ilgilenmiyorum. zihnimi uzaklaştırıyorum. onun dışında genel bir bekleyiş var tabi. önce tatilimi bekliyorum. sonra sonbaharı. sanki her şey yoluna girecek, belirsizlikler sonlanacak. ya da ben duyduklarıma kendimi inandırmak istiyor olabilirim. yarın bizimkiler amerika'dan dönüyor. bu öğlen ortaköy house cafe'deydik. boşluk hissi güzeldi.

yazacak bir şey yok.

sadece çok fazla rüya ve macera var.
bir de amy'den "take the box"

Tuesday, August 07, 2007

paranoya

acaba bugüne kadar gerçekten gözümün önünde olan hiçbir şeyi farketmemiş olabilir miyim? bambaşka algılamış - algılatmış olabilir miyim tüm olanı ve biteni? kendi kafamda kurup kendi kendimi mi hırpaladım?

Sunday, August 05, 2007

aşkları da vururlar

sözlerin hançer

yareler gülüm

sür gözlerinin namlusuna

sür beni aşktan olsun ölümüm

sözlerin hançer

yareler açar yareler gülüm
sür gözlerinin namlusuna
sür beni aşktan olsun ölümüm

Friday, August 03, 2007

p.o.p.'leri beklerken...




alışveriş manzaraları

aslında durum şu: ben hiç bir şeyleri beğenemem. beğendim mi hemen almam gerektiği konusunda annem tarafından tembihlendim. kendisi benimle uzun alışveriş turlarından sonra, bunca yıllık tecrübesi ile öğütledi bunu bana. zaten annem ne dese doğru çıkar ama ben illa kendim kafamı duvara toslayıp anlarım, o ayrı. aldığım şeyi de o kadar severek alırım ki hiç üstümden çıkarmam. bolca giyer ya da kullanır, çabuk eskitirim. gereklilik sebebi ile aldığım şeyleri ise bir daha üzerimde zor görürsünüz. ama bazen gereklilikten alıp çok sevdiğim şeyler de olabiliyor. (bknz. kare yaka, beyaz-kırmızı çizgili, askılı t-shirt)
ben bella ile alışverişe çıkmayı seviyorum. bette midler ve woody allen'ın "alışveriş manzaraları" filmindeki gibi hem sohbet edip (gerçi onlar kavga da ediyorlardı ama) hem alışveriş yaparak tüm günü birlikte geçirebiliriz. bunu keşfettiğimiz gün alışveriş yapmaktan daha da zevk almaya başladım. ilişkiler, durum değerlendirmeleri, dedikodular ve alışveriş. rahatlatıcı ama yorucu. tıpkı bir terapi gibi :)
melda ile de alışveriş yapmayı seviyorum. onunla genellikle amaca yönelik alışveriş yapıyoruz. çok hızlı davranıyoruz. mağazaya giriyoruz. tüm beğendiklerimizi ya da beğenebileceklerimizi bir seferde toplayıp deneyip karar verip alıp çıkıyoruz. yılbaşı öncesinde yaptığımız alışverişi hiç unutmayacağım mesela. her yerin altını üstüne getirmiştik :)
ya aslında ben bu post'u yeni öğrendiğim bir şey için yazıyordum ama nerelere daldım gittim yine. diyordum ki yine aradım aradım bir spor ayakkabı bulamadım kendime. zaten çok da spor markalarından anlamam. ben gözüme güzel görüneni severim. en sonunda adidas'ın rom modelini almaya karar verdim. çok da içime sinmedi. ama sonuçta bir lastik ayakkabıya ihtiyacım vardı. bugün bir iş arkadaşım bu ayakkabı ile ilgili olarak ekşi sözlüğe bakmamı önerdi. ben ne almışım yaaa :p
son olarak: 102 şarkı 8 nokta 6 saat 656 nokta 5 megabayt - tümü bu

Thursday, August 02, 2007

böyle havalarda

film müzikleri dinlemek güzel, şehirde olmak güzel, sinemaya gitmek güzel, ruhunun doyması güzel, sokaklarda olmadık şeyleri inceleyerek salınmak güzel, gri nadiren de olsa güzel, merak etmek güzel.

Wednesday, August 01, 2007

kehanet

kehanetler ile kafayı bozmuşken bu aralar, yeni bir gelişme oldu. uzun süredir bildiğim bir şey bugün gerçekleşti. hiç şaşırmadım. bi değişik hissettim. haberini aldığım kişi için sevindim. ona inanıyordum. beni yanıltmadı. dün akşam düşünmüştüm onu, yaşamımdaki yeri ve önemini. iyiki yapmış.
bugün bulutlu güzel bir gün. bahçeye kaçmak istiyorum. o zaman her yerde "primal scream"den "loaded" çalsın...

karın ağrısı

"zihin, şiirleriyle kehanetlerini biçimlendirir." s.p.

dahası da var sanırım.

soğuk. mesafeli. kendinden emin. uzak. burnu havada. ukala. cool.