Sunday, November 16, 2008

keklik

keklik dağlarda çağılar
yavrum diye diye ağlar
günden güne yasa dalar
görenlerin bağrı yanar
ağlarım ben kekliğime ey ey
seherde öten diline ey
ipeklenmiş tüylerine
yanaktaki benlerine ey ey
ağlarım ben kekliğime ey
keklik bizden uzaklaştı
yolumuz sarpa dolaştı
hünkar kalasını aştı
belki yavrusuna kavuştu
ağlarım ben kekliğime ey ey
seherde öten diline ey
ipeklenmiş tüylerine
yanaktaki benlerine ey ey
ağlarım ben kekliğime ey

15 dakika 52 saniye :)

Saturday, November 15, 2008

100 yıl süren çocukluk :)

sevdiğim şeyleri yapabilmek güzel...

"kanımda bir mikrop var" yavaş yavaş tüm defanslarımı kırıyor. ya ona karşı bağışıklık kazanacağım ya da kaybedeceğim. mutluluk sahte mi gerçek mi ayırt edemiyorum.
dün akşam "nekropsi" dinledim, ilk defa canlı. iyi olduklarını duymuştum. ama iyiden de fazlalar. davulcuları severim, bunu daha da çok sevdim.
ortamdaki insanlar piyasa bile değildiler. piyasa ötesiydiler. sonunda müzik dinleyebileceğim bir alan buldum o karışıklıkta. şiddet duygularımı arttıran insanlar bunlar. ben de özümde şiddeti seviyorum sanırım. belki de bu kadar çok yaşamın içinde olup da iyi filmlerle estetize edildiği için böyle hissediyorum mesela "domino" gibi.
işin ilginç yanı dün akşam da oradaydım. "dengue fever" dinlemeye gittik özgür'ün sürprizi ile. bildiğim bir sürpriz :)
eve gelip yatağa öylesine girmeyi çok seviyorum, plansızca. kasım'ın ortası oldu ama hala gece sokaklar dolu. her ne kadar çok üşüsem de...
"ıssız adam"ı izledim. çağan'ın yönetmenliği hakkında karışık duygular içerisindeyim. ama kırmızı şarap'ı seviyorum, beyaz mavi ekoseli masa örtülerini de.

Tuesday, November 11, 2008

buldum ki :)

ajanstan diil tabiki de. hatta kulaklığımın bas ayarını bile bozdum şarkı yüzünden... ehehehe. korkunç dağınıklığıma bir son vermem lazım...

o zaman bu radyo reklamını dinleyin...

"houses of the holy" aranıyor.

koskoca ajansta bir led zeppelin şarkısı olmaz mı yaaa ilaç niyetine... zaten canım ders çalışmak istemiyor. film de olmamış zaten. houses of the holy dinlemek istiyorum. ama gerçekten şu anda feciii şekilde dinlemem lazım... pufffff

Monday, November 10, 2008

o pe ra :(

yine bir şeyleri karıştırdım galiba. hep bu merakım yüzünden. eğer bu postu abuk bir şekilde yayınlarsam kendimi alkışlayacağım. peki nasıl düzelteceğim olan biteni?

e bu bozuuuk...

benim gibi takıntılı birine bu yapılmazki yaaa...

bunu düzeltmenin bir yolunu bulmalıyım ama şimdi değil.

Thursday, November 06, 2008

dahası var...

kötü bir rüyaydı. çok kızgındım. rüyalarda birden yüzler değişir ya. öyle bir şeydi işte. rüyayı uyanıp tekrar ettim sabah hatırlamak için ama yine de şu an çok uzak. dahası var...

Sunday, November 02, 2008

of ben offf...

bir şeyler oldu. sürekli haftasonları bir misafir ağırlama dönemi geçiriyorum. şikayetçi değilim ama haftabaşı biraz yorgun oluyorum. kontrol manyaklığım yüzünden misafirlerime pek nefes aldırmıyorum galiba. sürekli hareket halinde oluyorum ev içinde. mutfak ve evin geri kalanı arasında mekik dokuyorum. geçen haftasonunun cumasını anımsamıyorum. çok ama çok yağmurlu bir haftasonuydu. cumartesi bella ve özgür ile fernando ve lia'yı tünel girişinde beklerken hiç mimik ve jest kullanmadan iletişim kuran bir norveçli ile muhattap olmak zorunda kaldık. yanındaki şaşkın kızın da türk olduğunu baya bir zaman geçince farkettik. onları başımızdan atmak için elimden geleni yaptım. sonunda lia ve fernando geldiler ve biz ilk defa tanışmamıza rağmen el sıkışıp öpüştük. sıcak-soğuk ülke farklılıklarına takık biri olarak bütün gece norveçli hakkında kötü şeyler söyleyip atıp tuttum. sohbet muhabbet bir geceydi. eklenenler oldu. ama gecenin sonu hiç iyi bitmedi. bu başlı başına bir hikaye. ertesi gün kasvetliydi. gecenin etkisi vardı. ancak o kadar ev ev bir gün geçirdik ki çoğu şey geçti gitti.
bu cumartesi bella bizdeydi. üç kadın bir araya geldiğinde ne varsa o vardı birlikte olduğumuz saatlerde. alışveriş, dedikodu, yemek... nişantaşı, kurtuluş ve pangaltı'na yakın olmayı seviyorum. eve döndük. esterler'i bekledik. onlar geç gelince biz de ev keyfi yaptık. bugün de pazar kahvaltısı ve güzel hava gezisi ile günü sonlandırdık. pardon akşam yemeğini unuttum :) yemekten sonra ester'i izmir'e uğurladık. bu arada melda şu anda mutfakta yemek denemesi yapıyor :) sanırım misafirler arttıkça bizim bu yemek aktivitelerimiz de artıyor...

Saturday, November 01, 2008

günlüğe dair...

çok uzun zaman sonra günlüğüme tekrar yazdım. çok güzel bir rüyadan uyanıp ağlamaya başlayınca artık günlük zamanımın geldiğini farkettim. 2 yılda neler olmuş, neler değişmiş onu gördüm. kabataslak gözümün önünden geçti bir sürü şey. yaşam kendi yolunda akıp gitmiş. kimini o an anlamışım, kimini şimdi düşünüp anlıyorum.

Monday, October 27, 2008

aradaki fark

niye pazartesileri sendrom yaşadığımı düşündüm. yani aslında her pazartesi bir faciaya dönüşmüyor benim için ama yine de yaşıyorum bu sıkıntıyı. her neyse sonunda şuraya ulaştım. her cuma beynimi resetleyip haftaiçi ile ilgili her şeyi o cumanın akşam üzerinde bırakıyorum. sonra asıl ben olan demet'i ortaya çıkarıp tamamen kendimle dolu haftasonları geçiriyorum. ve her pazartesi, o haftasonuna ve yaşadıklarıma yol verip haftama adapte olmaya çalışıyorum. e hali ile bünye sapıtıyor. her pazartesi, geçirdiğim haftasonunun huzur dolu gülümsemesi ve haftaya başlarken "her pazartesi yapılacak işler ve geçen haftadan neler kalmıştı" sorusunun karın ağrısı ile işe geliyorum. sonu yok gibi. bir çeşit kısırdöngü.

Friday, October 24, 2008

dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış

blogger da kapatıldı. bu yazıya ulaşabilecek misiniz bilmiyorum. ben yazabilmek için oldukça uğraştım. ama tunnellar'ın herhangi birinden bu bilgiye sahip olan herkes ulaşabilir. zor olsa da ulaşabilir. sorun da bu zaten. türkiye'nin internet bağlantısı kesilmeden herkes her istediğine ulaşabilir. o zaman ne yapmaya çalışılıyor anlamıyorum.

eti puf'um, tatlı aşkım, benim yumuşak tatlım...

tarif edemeyeceğim ancak fotoğrafı olduğunda nasıl bir yer olduğunu anlayabileceğiniz bir yer orası. bir cadde ile dar bir sokağın köşesinde. iki tarafa bakan, yerden başlayıp dize kadar gelen sarı çerçeveli kocaman camekanları var. aslında bir mandıra ama çocuklar için de bir şeyler satılıyor. ciciannemin elini tutmuşum, anneanneme gidiyoruz. hava keskin soğuk. boynuma sarılıp ağzımı sımsıkı saran atkıma rağmen çok sevinçliyim. biliyorum ki gittiğim yerde beni bir kömür sobasının buram buram saracak sıcaklığı bekliyor. öte beri almak için mandıraya giriyoruz. işte orada çocukluk aşklarım var. eti-puf, eti-cin, çoko-prens ve çubuk kraker. ciciannem bana hepsinden alıyor her zamanki gibi :) sonra daha da mutlu bir çocuk oluyorum, yola devam ediyoruz. bir de şarkısı vardı ama çok emin olamıyorum.
"eti puf'uuum, tatlı aşkııım, benim yumuşak tatlııım,
eti puf puf, eti puf puf, yumuşak ve tatlı eti puuufff..."

Thursday, October 23, 2008

koşmak

şimdi klavyenin başına oturdum. beni buradan kaldıran camı kapatma dürtümdü. serin bir sonbahar sabahı. dışarıdan, okulun bahçesinden çocukların bağırışları geliyor. gittim, camı kapadım. bir anda çocukların sesleri uzağımda kaldı. tıpkı çocukluğum gibi, tıpkı benim okul bahçelerim gibi. uzun zamandır bu kadar heyecanlanmadım. çocukların enerjisi ve bu dünyaya olan uzaklıkları bana böyle hissettirdi. yarışı kazandığında kollarını açıp arkadaşlarına koşarak sarılan kız gibi. kocaman sarılan, hiç düşünmeden sarılan kız gibi. biraz hüzünlendim. tekrar klavyenin başına dönmek...

Wednesday, October 22, 2008

bir şeyler eksik ama ne?

hızlı

haftasonu çok yoruldum.
cuma olcay ile violet geldi olimpos'tan sinan ve shirley'nin düğünü için.
cumartesi ahu ile yasin'in nikahına gittim. akşam ghetto'da kangroove dinledik. ikisini de ilk defa deneyimledim. ikisini de oldukça sevdim. onu bunu gördüm.
3'te yatıp 6'da kalktım. pazar edirne uzunköprü'ye moris'i ziyarete gittik. akşam eve geldim ve yatağa yattım sadece.
özlemişim gece çıkmayı.

Tuesday, October 21, 2008

ekle... ekle... ekle...

ceylan, berna ve demet... en sevilen sonbahar rengi ile...

Thursday, October 16, 2008

hastayım ama...

hastayım ama mutluyum.
hastayım ama zıpkın gibiyim.

hastayım ama herkes geri döndü.
hastayım ama bağışıklık sistemim güçlü.

hastayım ama yazlıktaki o küçük çocuğun şimdi nerede olduğunu biliyorum.
hastayım ama bu haftasonu bir nikah ve bir de düğün var.

hastayım ama siyahlara büründüm.
hastayım ama kararsızım.
hastayım ama...
hastayım.

Monday, October 13, 2008

Monday, October 06, 2008

masal masal matitas...

kafam bir dünya. yani içinde dünya kadar düşünce var.1001 düşüncenin her biri beni ayrı yöne çekiyor. bayram öncesinin öncesinden beri sirayet ediyor bu durum. tüm bayram tatili boyunca kendi kendime konuşurken yakaladım durdum kendimi. şimdi yine yoldayım. hayaller ve gerçekler, rüyalar ve geçmiş... her şey benim içimde. bir sürü imge, bir sürü söz...
su'yu çok seviyorum. bana iyi geliyor.
en güzel manzaralardan biriydi bu sabahki manzara, körfezi geçerken. uzanırsam dokunacağım kapkara bulutlar, aradan sızılan çılgın güneş ışınları ve ikisinin birleşiminden doğan en güzel rengin en kusursuz tonunda bir yeşil.