Sunday, February 25, 2018

badem çiçeği festivali

yakın çevremizdeki güzellikleri görmeye devam ediyoruz. bu defa badem çiçeği festivali'ni bahane edip datça'ya doğru yola çıktık. datça'ya bugüne kadar bir şekilde gidememiştim. o yüzden çok heves ettiğim bir gezi oldu. yol yapmak için marmaris üzerinden rota belirledik. 

sakar geçidi'nde tabiki mola verip gökova körfezi, akyaka ve eski marmaris yolu'na merhaba dedik.



sonrasında yol marmaris'e kadar çok güzeldi. marmaris'in içinden geçip hiç durmadan ilerledik. marmaris çok şehir şehirdi :( özellikle yüksek yapılaşma ve tepelerdeki ormanların içine doğru ilerleyen şehirleşme canımızı sıktı. ama şehrin içinden geçerken belediyenin ağaçlandırma çalışmaları oldukça iyi görünüyordu. marmaris'ten sonra yol yine muhteşemdi. ormanlar, dağlar, bitki örtüsü, kapalı ve yağmurlu hava, rüzgar gülleri. her an gözüm açık, hiçbir şeyi kaçırmamacasına beynime kaydettim.

datça'ya geldiğimizde birazcık hayal kırıklığına uğradım. hep daha eski model bir yerleşim hayal etmişim. daha masal diyarı gibi. ama şehrin içini biraz bakımsız, özensiz ve yüksek yapılaşmış buldum. daha detaylı dolaşma imkanım olsaydı eminim çok daha güzel yerlerini keşfederdim.

vardığımız gün hava kapalı olmasına rağmen festival alanında ve sahilde turladık. eski datça'ya gidip köy kahvesinde nefis birer kahve içtik. eski datça beni mutlu etti ama bozcaada ya da alaçatı gibi olmasa keşke. bu arada gittiğimiz her yerde badem çiçeklerini de takip etmeyi ihmal etmedik.



ertesi gün kahvaltıdan sonra sanırım yarımadadaki en standart turu yaptık :)
merkezden çıkıp taa en uca knidos'a vardık. batı anadolu medeniyetleri beni her zaman heyecanlandırmıştır. hep o çağlarda yaşamayı hayal etmişimdir. işte knidos bu hayalleri kurabilmek için bulunmaz bir fırsat. 

aslında knidos ile gıyabında ilk tanışmam 2003 yazına tekabül eder. trt ankara belgesel bölümünde staj yapmıştım. arzu ile trt'ye gittiğimizde belgesel bölümünün bizden haberi bile yoktu. bölüm başkanı korkmaz göçmen arkeoloji mezunu bir yönetmendi. kendisini bulup kendisinin yanında staj yapmak istediğimizi söylediğimizde oldukça şaşırmıştı. bir de yönetmen müjgan taner bize ablalık etmişti. neyse sanırım bu ankara stajı başka bir yazının konusu :) işte emin olmamakla birlikte knidos'un adını sanırım ilk kez o zaman duydum.

tabi biz knidos'a giderken yollarda durup badem çiçeklerinin ve papatya tarlalarının fotoğraflarını çekmeyi de ihmal etmedik. dağların içindeki minik köylere, manzaralara, dağlara hayran kaldım.







 knidos'tan çıkıp palamutbükü ve mesudiye'ye uğradık. palamutbükü bana ören'i anımsattı. artık yarımadanın güneyi tamamen akdeniz'e ait. oysa kuzeyine geçtiğinizde ege havasını daha çok alıyorsunuz. bunu kos'ta da hissetmiştim. ayrıca knidos'ta da gözle görülebilecek kadar belirgin bir fark bu.



cuma - cumartesiyi kapsayan bu iki günlük gezi boyunca hızlı yol aldığımız için şanslıydık. çünkü nereye gitsek oradan ayrılacağımız sırada turcular peşimizden geldi. biz de kalabalıkları hep ucundan sıyırdık. dönüşü datça-bodrum feribotu ile yaptık. tam bizim seyahat yapacağımız esnada rüzgar çok arttı ve oldukça sallanarak geldik. son kare kairos marina'dan. 

datça'ya knidos için tekrar gelip adım adım tarihi gezeceğiz. ayrıca eminim yarımadada daha göremediğim birçok güzel yer var. 

No comments: